Petrus Abelardus’un (1079-1 142), Clairvaux’lu Bernard’ın (1090-1153) kilisenin doktrinlerine karşı çıktığı, rasyonellikten esinlendiği, Kutsal-Üçleme karşıtı olduğu şeklindeki iddianamesinde de görüleceği gibi, dine rasyonel yaklaşıma karşı çıkan, çoğu zaman da entelektüelizm karşıtlığına varan yadsınamaz bir akım her zaman vardı. Petrus’un bilgiyi bilgi için istediğini Bernard açıkça anlamış ama bunu ‘anlamsız kibir’ olarak görmüştür. Bernard, Petrus’a karşı zafer kazanmış ve ölümünden yirmi yıl sonra azizler arasına yükseltilmiş olsa da uzun dönemde Ortaçağ Hıristiyanlığının özelliği haline gelen Petrus’un rasyonel teolojisi olmuştur. Akıl ve dinin birbiriyle geçinebilmesi gerektiğini savunan görüşün gücünün en açık kanıtı, yeni oluşan üniversitelerin düzenlerinde görülebilir.
Üniversiteler, genellikle bir katedral okulunda, öğrencilerin şöhret sahibi bir öğretmenin çevresinde kendiliğinden toplanmalarıyla ortaya çıkıyordu. Bu topluluklar çoğunlukla, katedral kentinde, burada hiçbir hak ya da yetkileri olmayan yabancılardan, ya da oralı olmayanlardan oluşuyordu. Hak ya da yetkileri olmayan bu kişiler, kendilerini ‘üniversite’ ya da kurum ilan ederek yasalar önünde kendilerine, tüccarlar ve zanaatçılar gibi, toplu koruma sağlamaya çalışıyorlardı. Üniversiteler büyüdükçe, belli bir öğrenim alanında uzmanlaşan farklı fakültelere bölünüyorlardı. ‘Daha yüksek’ üç fakülte olan tanrıbilim, hukuk ve tıp, Batı Avrupa’da filizlenen nüfusun, yakıcı bir biçimde artmakta olan doktor, avukat ve rahip gereksinimine bağlı olarak ortaya çıkmıştı.
Bu yazı, “Bilimsel Düşüncenin Kısa Tarihi” adlı eserden alınmıştır.