Bazı şehirlerin önemini coğrafi koordinatları değil, insanların kalbinde kapladığı alan belirler. Üç büyük dinin mensuplarınca kendisine atfedilen tarihsel ve dini önem nedeniyle Kudüs, bahsettiğimiz bu şehirlerden biridir. Aklınızla yorumladığınız bir kişinin olumsuz davranışı karşısında ya vazgeçer ya da mücadele edersiniz. Ama o kişi kalbinizde yer etmiş biriyse hissedeceğiniz duygu yalnız hüzün olur.

Peki o halde birçok insanın kalbinde yer etmiş Kudüs şehrinin, hüznün değil de mücadelenin körüklediği, yüzyıllardır bitmek bilmeyen çilesinin, kısır bir döngü halinde doğurduğu ölümlerin sebebi nedir?

Bu sorunun cevabı, olayın arka planını anlamaya yardım edecektir.

Zira Kudüs’ün yaşadığı zulüm, insanlar için ifade ettiği konumun kalplerden akıllara taşınması, sevgi ve hürmetin yerini hırsın ve kibrin alması neticesindedir. Bu kötücül edimin, hırsın ve kibrin faillerini aramaya başlamadan önce bir noktayı açıklığa kavuşturmak gerek. İsrail Devleti’nin sürdürdüğü dışlayıcı, ötekileştirici ve benmerkezci politika, içinde bulunduğumuz tarihte, fikir tabanında, yazının başında bahsettiğimiz kötüye evrimin, en büyük tetikleyicisi, aradığımız kötü failin ta kendisidir.

Doğru ve evrensel ahlak anlayışına uygun hareket ederseniz, bu hareketiniz, mutlaka bütün insanlık tarafından kucaklanacaktır. Tersi oluyorsa bir yerlerde bencillik olduğu şüphe götürmez. Tespitin haklı olduğunu, tersine bir kanıtlamayla, aynı şehrin önem arz ettiği diğer iki dinin mensuplarının İsrail politikalarına karşı ortak hareket etmesinden (tabii ki olumlu bir yaklaşımla) çıkartabiliriz. Eğer fail, tarihi şehir için evrensel geçerliliği olan bir politika gütseydi, herkesin ona seve seve yardımcı olmayacağını düşünemezdik bile.

Bu gibi yanlış politikaların izlendiği durumlarda basit iki seçenek bulunur:

1-Politikanın gizli veya açık devamı.

2-Politikanın durdurulması.

Şimdilik, yaşanılan olaylar, Kudüs’ün maruz kaldığı bu zalim uygulamanın devam edeceğini gösteriyor.

O halde bunun altında ne aramalıyız?

İlk olarak, bu politikanın fikir babalarının odak noktasında Kudüs’ün değil, daha büyük bir emelin yer aldığını söyleyebiliriz. İçinde bulunduğumuz coğrafyada deneyimlediğimiz olayları tekil açıdan değil, failin diğer yönlerdeki yaptırımlarını da içine alacak biçimde değerlendirmek gerekir. Aynı fail tarafından yürütülen Lübnan, Ürdün, İran, Türkiye siyaseti bu nedenle önem arz etmektedir.

İkinci olarak, dünya devletleri arasında bariz olarak gözlemlenebilen paylaşımcı kamplaşmanın, yazının başında tetikleyici duygular olarak verdiğimiz hırs ve kibrin genelle bütünleşmesi olduğunu pek tabi düşünebiliriz. Bu kamplaşmada taraf olan devletlerin tavrı, o kampın içinde kabul edilen, benimsenen genel siyasetin de bir yansıması olacaktır.

Bu durumda ne yapılabilir?

İlkin sağ duyulu davranmak, öfkenin, insanları, terör eylemlerinde olduğu gibi yanlış istikamete yönlendirmesinin önüne geçilmelidir. İkinci olarak, ABD’nin Kudüs kararından sonra uluslararası kamuoyunda oluşan karşı ittifakın hiç değilse bu konuda geliştirilmesi, tekil değil ortak alınan kararların uygulamaya konması sağlanmalıdır. Son olarak, değişimi getirecek olgunun konuşmak değil, eylem olacağı değerlendirilmelidir. Üzerinde mutabık kalınan barışçıl eylemlerin kararlılıkla uygulanması tartışılmalıdır.

Bu yol planına sadık kalınırsa sonuç almak mümkün olacak, Kudüs, bulunduğu coğrafi koordinatların da üzerine çıkarak insanların kalplerindeki gerçek yerine oturabilecektir.

#kudüs #ali onur şahinoğlu #dünya #gündem