Evliya Çelebi, Seyahatnâme’sinde bir şehre, bir köye, kısacası bir mekâna gittiğinde; bir olayla veya bir kişiyle karşılaştığında genellikle bir beyit veya birkaç mısradan meydana gelen şiirler söylemiştir. Evliya Çelebi, bir mekânı ziyarete gittiğinde söylediği sözler türbe ziyaretleri ile ilgilidir. Sözler kimi zaman sözlü olarak belirtilmiş olmasına rağmen çoğunlukla yazılı olarak bir yerin duvarına kaydedilmiştir. Evliya, gittiği yerdeki tekkeleri anlatırken şu cümleleri kurmaktadır:

“Gülbaba’nın kendisi de bir çiçekli bahçe içinde, kurşun örtülü kubbe altında yatmaktadır. Sandukası yeşil çuha ile örtülü olup mübarek başlarında nurlu Bektâşi tacı var. Etrafı çeşitli Kur’an âyetleri ile doludur. Benim yazdığım uygun beyit şudur:

Âşık ve sâdıkım, ettim ziyaret ben gedâ,
Bülbül-i güyâ gibi efgân idem ey Gülbaba!…

Diğer beyit:
Gül-i gülzar-ı hakikat ve hüdâ,
Kutb-ı aktâb-ı Budin Gülbaba!…

Diğer beyit:
Baba bir kân-ı kerem Sultândır
Değil elbette tehi pir ü gedâ
Merzifon’dan gelerek tuttu vatan,
Şeh Süleyman zamanı Gülbaba!..

Bu çeşit beyitleri yazdıktan sonra, mübârek ruhları için bir Yâsin-i Şerif okuduk. ”

Bu yazı, İ. Hakkı Aksoyak’ın “Mezara Hitaben Şiir Söyleme Geleneği: Kökeni, Örnekleri, Özellikleri” adlı eserinden alınmıştır.