Doç.Dr. Polat TUNÇER | Düşünür Yazar | Dusunur Yazar

Yazar: Doç.Dr. Polat TUNÇER

Yazar Hakkında

avatar

1960 Yozgat doğumlu olan yazar, evli olup, Hesna Pınar ve Hilal Pelin olmak üzere iki kızı babasıdır. Halen 19 Mayıs Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’nde Öğretim Üyesi olarak çalışmakta olup, Gazi Üniversitesi İİBF. Kamu Yönetimi mezunudur. Yüksek Lisansını Cumhuriyet Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Siyaset ve Sosyal Bilimler Bilim Dalında, doktora çalışmasını ise Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi Anabilim Dalında yapmıştır.

AKIL MI DUYGU MU?

İnsana verilen önemli nimetlerdendir akıl ve duygu. Her ikisi de insanın olmazsa olmazlarıdır. Yalnızca insan olmak için değil, insan kalabilmek için ikisine de ihtiyaç vardır. Aklını yoldaş ve kılavuz edinen insan, bilerek ya da bilmeyerek, bazen duyguyu ihmal eder. Sadece aklını kullanan insan, bir süre sonra dönüp bakar ve içinde bir şeylerin eksik olduğunu hisseder. İşte bu eksik olan duygusal tatmindir. Evet, belki doğru karar vermiş ve kazanmıştır. Ya da kazanan taraftadır. Ancak, yüreğinde ve içinde kocaman bir boşluk oluşmuştur. Durup tekrar düşünür. Ve kazanmanın verdiği mutluluğu huzur içinde kutlayamaz. Önce akıl, sonra duygu mu, yoksa önce duygu sonra...

Devamını Oku

31 MART VAKASI (13 Nisan 1909)

31 Mart Vakası Osmanlı Devleti’nin yaklaşık yüz elli yıldır devam eden, modernleşmesi sürecinde yaşanan önemli siyasi gelişmelerden birisidir. Rumî Takvime göre 31 Mart, Miladî takvime göre ise 13 Nisana denk gelen bu hadise, ibretlerle doludur… 1908 II. Meşrutiyet devrimiyle iktidara gelen ve Kanun-u Esasiyi yeniden yürürlüğe koyarak, Osmanlı Devleti’ni parçalanmaktan kurtaracağına inanan İttihat ve Terakki Cemiyetiyle, makamını, gücünü ve yetkisini kaybedenlerin, iktidar mücadelesinin önemli parametrelerinden birisidir. Bu olay ne ilk ne de sondur. Ve bu tür hesaplaşmalar tarihimizde devalarca olagelmiştir. Bir yanda yenileşme ve modernleşme taraftarları diğer yanda geleneklere sıkı sıkıya bağlı ve değişim ve dönüşümden rahatsız olanlar; gücünü...

Devamını Oku

BOŞANMALAR NEDEN ARTIYOR?

Türkiye’de boşanmaların arttığı inkâr edilemez bir gerçektir. Bu artışın; ekonomik, psikolojik, eğitsel ve dinsel olmak üzere pek çok sebebi olabilir. Bence asıl etken, kadınların ekonomik özgürlüklerini kazanmalarıyla birlikte, bilinçlenme düzeylerindeki artıştır. Kadın yeni yeni birey olmaya ve erkeğiyle eşit olduğunun bilincine varmaya başlamıştır. Medeni Kanun’da kadın ve erkeğin eşit olduğu ve aile kurumundan birlikte sorumlu bulunduklarının yazılmış olması yeterli değildir. Bu gerçeğin hem kadın hem de erkek tarafından kabul edilmesi ve içselleştirilmesi gerekir. Ki Türkiye bu sürecin sancılarını yaşamaktadır. Eşlerin her ikisi de bu sancılı sürecin boşanmayla sonuçlanmaması için gerekli özeni göstermeleri gerekiyor… Aslında erkek; egemenliğini yavaş yavaş yitirmekte...

Devamını Oku

İstiklal Marşı’mızın Bestesi…

Nedense, ülkemizde doğrular, söyleyene göre değişir.  O sözü bizden biri söylemişse, sorgusuz sualsiz hemen kabulleniriz de rakibimiz söylemişse, doğruluğunu ya da yanlışlığını daha düşünmeden derhal reddederiz. Olaylara rasyonel yaklaşmak ve onu objektif değerlendirmek yerine, duygusal yaklaşmayı tercih ederiz. Ve bu yaklaşım tarzı bizi yanlışları savunmaya götürür. Olayları ya da önerileri bir kez olsun akıl süzgecinden geçirmeyi düşünmeden ve konuyu araştırmadan, hemen saldırıya geçeriz. Ve söylenen söz, ortaya atılan düşünce ne kadar haklı ya da değerli olursa olsun, söyleyene bakarak tavrımızı alırız. Maalesef, İstiklal Marşı’na yeni beste önerisi de yine böyle karşılandı… Yazılı ve görsel basında, ilgili ilgisiz bir sürü...

Devamını Oku

ÇOCUK İSTİSMARI VE HUKUK

Çocuk istismarı gibi önemli bir sorunla karşılaşıldığında hemen hukukî yaptırımların, yetersizliği gündeme gelir. Keşke, mesele o kadar basit halledilebilir olsaydı! Ama ne yazık ki bu tür sorunların çözümü böylesine kolay değildir. Sorunun çözümü için pek çok kurum ve kuruluşun işbirliği ve güç birliği yapması gerekir. Bu toplumsal olayın, bilinçli ve bilgili bir toplum yaratılmadan çözülmesi mümkün değildir. Kamu yönetimi, bu bağlamda planlı, programlı ve uzun vadeli bir çalışmayı organize etmeli ve uygulamalıdır. Yeni yasal düzenlemelerin getirilmesi gereklidir; ancak yeterli değildir. Bu tür düzenlemeler, meselenin çözümlenmesinde sadece ufak bir iyileşme sağlar. O kadar! Türk Ceza Kanunu’nda yer alan yaptırımların eksik...

Devamını Oku