Zeytindağı; kadim coğrafyamızın en etkili yeri; arzın merkezi, Cenabi Rabbil Alemin

Alemlere rahmet olarak gönderdiği son peygamberin Rabbi ile görüşmek için arşa yolculuğa çıktığı kutsanmış yer. İbraniler ve Nasranilerin söylemiyle “Jerusalem”  ya da “Yerusalem”: Kudüs (El-Kudüs).

Size Kudüs’ün tarihi coğrafyasını uzun uzun anlatmayacağım. Kısaca, Kudüs “ Ut-ül Kitab’ın” en önemli merkezidir. Gerçek kimliğine Hz. Ömer’in fethiyle kavuşan işgaller ve katliamlarla defalarca tahrip edilen Kudüs.

Zeytindağı Kubetus-Sahra- Beyt-ül Makdis- Mescidil Aksa’nın oluşturduğu  tepe: Kudüs’ün hatta arzın kalbi. Hz. Yakup AS.’dan Hz. Muhammed’e  kadar bütün peygamberlerin kutsalı. İlk kıblemiz…

Babil hükümdarı Nabukadnazar veya Arapların  deyimiyle Buhtı Nasır’ın işgaliyle  Yahuda devleti yıkılır, yüzbinlerce Yahudi  esir edilerek Zap vadisine getirilir. Şimdilerde; bu Yahudilerin Kürtler’in atası olduğu yalanını bütün dünyaya bir proje dahilinde neşredenler, Büyük İsrail devletini kurmak için bir temel oluşturmak peşindeler. Mossat ile CIA bu planı uygulamak ve Nil’den Fırat’a Arz-ı Mevhudu gerçekleştirmek için ortak çalışmaktadırlar.

Bu coğrafyada cereyan eden her hadise PKK, PYD, DAEŞ veya EL-KAİDE  gibi terörist grupların ortaya çıkışı ve Irak ile Suriye’deki eylemler bu ortak çabanın bir ürünüdür demek pek de yanlış olmaz. Barzani’de bu planının bir parçasıdır.

1926 yılından beri; Ferdi Aziz ve Nahum Derviş’in faaliyetleri sonucu Türkiye’den binlerce vatandaşımız “Kürt Yahudileri” olarak İsrail’e taşınmıştır. 1981 yılı İsrail’de Kürt Yahudileri Yılı ilan edilmiş, hatta Molla (Mala) Mustafa Barzani İsrail’e getirilmiştir. Türkiye’de  yapılan bu faaliyetlerin ana nedeni Urfa (Reha veya Ruha) toprakları dahil tarihte Kilikya olarak bilinen Mersin’e kadar olan toprakları da içine alan Büyük İsrail Devleti’ni hayata geçirmektir. Maalesef, Kürtler bu amaç doğrultusunda kullanılmaktadırlar…Günümüzde, geçmişte olduğu gibi Suudi Arabistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri de bu oyuna dahil edilmişlerdir.

Geçmişte Batılı ajanlar, petrol bakımından zengin Ortadoğu’ya hakim olmak için büyük yıkımlara neden olmuş,  adeta İslamiyet’in içine bir güve gibi girerek kemirmişlerdir. 1916 yılında İngiliz ve Fransızların yaptığı Sykes-Picot anlaşması ile Osmanlı harita üzerinde bölünmüştü. Adı geçen anlaşma doğrultusunda,  sınırları cetvelle çizilen yeni devletçikler kurulacaktı.  Bu sebeple, ilk olarak bölgede casusluk faaliyetleri yapılmıştır. Ortadoğu’da etkili olan  batılı ajanların bazıları;  Gerturd Bell, Mc Mahan, Hogart, bu amaç doğrultusunda propaganda yapan Woolley, hatta Samsun-Sivas demiryolunu yapmak için kullanılan ajan Maimon’dır. Ancak bu şahsiyet çift taraflı çalışmıştır.  Sultan II. Abdülhamit’in sarayına kadar girip edindiği bilgileri servis etmiştir. Karşı casusluk yapan Aubrey ve Habert’ın faaliyetleri de göz ardı edilemez. Çöldeki casusluk faaliyetlerinden sorumlu Newcomb’da Osmanlı’yı Ortadoğu’dan çıkarmak için çalışmıştır. . Kudüs ve dahil olduğu Ortadoğu ne kadar değerliymiş meğer…

Ortadoğu’da İngiliz ve Fransızlar özellikle 19. yüzyılın sonunda etkili bir konumdaydılar. Günümüzün süper gücü Amerika’da pastadan bir pay alabilmek adına Basil Zaharof vasıtasıyla bölgede faaliyet göstermiştir. Ancak, İngiltere ve Fransa’nın gölgesinde kalmıştır.

Diğer bir ajan ise T.E. Lawrence’tı. I. Dünya Savaş’ı sırasında Arapları ayaklandıran Lawrence, Türklere karşı savaş düzenini hazırlamakla görevliydi. Büyük İsrail’in bir parçası kabul edilen Mısır’da Elehezer Üniversitesi’ne sızan intelligence ajanları Sir Percy Cox ve diğerleri faaliyet gösteriyorlardı. Zira dini anlamda önemli olan petrol bakımından büyük güçlerin ilgisini çeken Ortadoğu Osmanlı’nın kontrolünden alınmalıydı. Ortadoğu uzmanı Ronald Stars bölgeyle ilgili bilgileri İngilizlere iletmekteydi. Bu amaç doğrultusunda, Osmanlı’nın Arap halklarına kötü davrandığı ve sevmediği empoze edilmeli ve bölgede Osmanlı düşmanlığı yaratılmalıydı.

İntelligence vasıtasıyla, günümüzde olduğu gibi, Batılı devletler Osmanlı topraklarında Araplara çeşitli terör örgütleri kurdurdular: Şam’da Dr. Tarık el Zahravi’nin kurduğu Ela Merkeziye; İstanbul Büyükada’da Sait Halim Paşa’ya suikast düzenleyen El Kahtaniye ve liderleri Sait Talep olan Osmanlı ordusu içerisindeki Arap asıllı subaylardan oluşan El Ahat.  Adı geçen bu terör örgütlerinin nihai hedefi Mezopotamya’yı Osmanlı’dan kurtarmak ve özgürleştirmekti. Ne tanıdık bir söylem değil mi?…

Birinci Dünya Savaşı’nda müttefikimiz olan Almanya’da bölgedeki ajanları vasıtasıyla  7B planını (Berlin- Budapeşte- Belgrad- Boğazlar  (İstanbul)- Bağdat- Basra- Bombay’ı almak) uygulamak için  İngilizlere yardım etmişlerdir. Hatta savaşta düşmanları olan İngiltere, Fransa ve Rusya ile ortaklaşa casusluk faaliyetleri yürütmüşlerdir. Bölgedeki en önemli Alman casusu İngiliz meslektaşı Lawrence kadar tehlikeli olan bir o kadar da zeki olan Niedermayer’di.  Adı geçen bu kişi Kuşçubaşı Sami tarafından İpek Mendil operasyonu sırasında Hindistan’ın Bombay veya Mumbai kentinde öldürülmüştür.  Anlaşılacağı üzere Anglo-Sakson dünyasının nihai hedefi; Ceziret’ül Arap (Arap Yarımadası) ve mukaddes kent Kudüs’tür.

Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı ordusu Kudüs’ü sonuna kadar savunmuştur. Kenti yakılıp, yıkılıp tahribatta uğramaması için terk etmiştir. Ancak, arkasında bir koruma bölüğü bırakmıştır. Bu bölükten Onbaşı Hasan elli beş yıl Mescid-ül Aksa kapısında nöbet tutmuştur.

Gelelim asıl konumuza Kudüs Yahudilere mi aittir? Tarihi gerçekliği var mıdır?  MS 70 yılında imparator Vespasianus’un oğlu Titus, Kudüs’de başlayan Yahudi isyanını kanlı bir şekilde bastırmıştır. MS 135 yılındaki Bar Kohba ayaklanmasında Yahudilerin yaşadığı yenilgiler diasporanın gerek coğrafi yayılımını gerekse nüfusunu artırmıştır. Kayda değer sayıda Yahudi İsrail Diyarı’nı terk etmiş, sürülmüş veya köle edilerek Roma İmparatorluğu’nun dört bir yanında satılmıştır. Süleyman Tapınağı’ da yağmalanmıştır. Yahudilere ait eserler tahrip edilmiştir.

Haçlı Seferleri sırasında Katolikler Papa’dan aldıkları emir doğrultusunda Kudüs’teki Yahudi ve Müslümanları öldürmüşlerdir. Papa Yahudi etinin murdar ancak Müslüman etinin  Katoliklere helal olduğunu söylemesi üzerine bazı Müslümanları kızartarak yedikleri tarihi kaynaklarda yer almaktadır. Katolikler, 1099 yılında Kudüs’te Tapınak Şövalyeleri aracılığıyla sözde Cennet’in Krallığını kurmuşlardı. Bu tarihten seksen sekiz yıl sonra, Sultan Selahattin Eyyubi komutasındaki  Türk ordusu bu yamyam güruhu Kudüs’ten çıkarıp, şehri tekrar Müslüman kimliğine kavuşturmuştur.

Osmanlı’nın bu kenti terk etmek zorunda kalmasından sonra, dünyadaki zengin Yahudiler, Filistin topraklarını satın almaya başlamışlardı. Bu topraklarda artan Yahudi nüfusu kendileri için tehlike gören İngiltere hükümeti Yahudilerin Filistin’e göçünü yasaklamıştır.  Bu karar Yahudileri tedhiş yani teröre yöneltmiştir.  Yahudiler çeşitli terör örgütleri kurmuşlardır. Bu örgütlerden en önemlisi başında Menaham Begin’in olduğu 1931 yılında  Filistin’de kurulan sözde Yahudi direniş örgütü Irgun’dur.  1946’da Filistin’deki İngiliz yönetiminin merkezi King David Oteli’nin dinamitlenmesi sonucu aralarında İngiliz soylusu Lord Palmor’un olduğu  91 kişinin ölmesi dikkatleri Yahudilerin üzerine çekmiştir. 1948 yılında Arap köyü Deir Yasin’e düzenlenen  saldırı da 900’e yakın Filistinli Müslümanı katletmişlerdi.  Bugüne ne kadar benziyor değil mi? Oyun hep aynı oyun…

1947 yılında  Lübnanlı bir Hıristiyan Arap olan Mişel Eflak BAAS partisini kurar. BAAS’ın amacı İsrail’in  kurulmasını hayat geçirmektir. Çok değil bir yıl sona ermeden, 1948’de İsrail Devlet’i kurulmuştur. Maalesef Milli Şef İnönü İsrail’i ilk tanıyan devletler arasında yer almıştır.

Kudüs Oyunu  veya kumpası  Büyük İsrail’in kurulması için, Armegoddon yani kutsal savaşın temelini oluşturmaktadır. Bu oyunu inşallah bozacağız. Zira bugün o günlere kıyaslanmayacak kadar güçlüyüz. Tuzak kuranların tuzağı kendilerine dönecektir. Tek ihtiyacımız Tevhid (Birlik)  inancına topyekun sarılmaktır. Birlik olmaktır. Gücümüzü görmektir.  Alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammet  S:AV’ın “korkma ya Ebubekir Allah bizimledir” lafzını hatırdan çıkarmayalım.

Stalin tarafından katledilen Özbekistanlı şair Süleyman Çolpan’ın “ Birleş ey milletim gelmiştir çağı. Bezensin güllerle Türkistan (Türk-İslam) bağı” ifadesi ne yapmamız gerektiğinin en veciz ifadesidir. Makedonyalı ama bir ninenin evine yardım getirenlere; “Hörmetli- adaletli- cesur Türk geldi” sözü görevimizin ne kadar ağır ama bir o kadar da kutsal olduğunun bir belgesidir.

İşte  Kudüs davasına Türk eli değince engellerin nasıl aşıldığı görülmektedir. Evet görevimiz ağırdır. Ama yılgınlık yapamayız. Hayır şerre mutlaka galebe çalacaktır. Hilal Salibe karşı bu kutsal davayı mutlak hayra taşıyacaktır.  Rabbim bu yolun kutlu yolcularına güç versin.