UBER; bilindiği gibi teknolojik gelişmelerin ve yaratıcı fikirlerin ortaya çıkarmış olduğu bir ulaşım sistemidir. 2008’in karlı bir Paris akşamında taksi bulmakta sorun yaşayan Travis Kalanick ve Garrett Camp, bir butona dokunarak bir araç bulabilmenin ne denli iyi bir uygulama olacağı fikrini düşünürler ve ortaya UBER çıkar. UBER, San Francisco, Kaliforniya menşeli olup, Mart 2009 tarihinde kurulmuştur. 28 Mayıs 2015 itibarıyla, bu hizmet dünya çapında 58 ülkede ve 300 şehirde kullanılmaktadır.

UBER sistemini kullanabilmek için uygulamayı telefonunuza indirmeniz ve üye olmanız gerekir. Müşteriler bir uygulama ile sıra beklemeden, kendilerine en yakın şoföre ulaşabilir, ona bulunduğu konumu ve nereye gideceğini bildirir. Yine müşteri, cep telefonu üzerinden, ekonomikten premiuma kadar mevcut olan çeşitli seçenekler arasından birisini tercih edebilir. Ayrıca kredi ve banka kartı ile ödeme yapmak da mümkündür. Yolcular araca binmeden önce bulunduğu konum ile gideceği yeri uygulamaya girerek yaklaşık ne kadar ödeme yapması gerektiğini de öğrenebilir. Günlük hayatta taksi kullanılabilen her durumda UBER sistemi de kullanabilir. Ayrıca UBER’de yasal bir sistemdir.

Luddistler’e gelince; pek çoğumuz adını bile duymamış olabiliriz. Ama UBER ile aralarında yeniliğe ve değişime bakış açısı bakımından önemli bir farklılık vardır. Sanayileşmenin hızla yayıldığı dönemde, el becerilerinin yerini makineleşmenin almasıyla birlikte, zanaatkârlar da sanayinin yayılmasına karşı çıktılar. Pek çoğu bu durum karşısında örgütlenip ayaklandılar ve geçim şartlarındaki gerilemeden sorumlu tuttukları makineleri tahrip ettiler. Onlara “Luddistler” deniyordu. Bunlar, kendilerini sömürenlerin makineler olduğuna inandıkları için “makine kırıcılık” yapan, adını iki makineyi tahrip eden Leicester’li dokumacı Ned Ludd’tan alan “Ludizm” anlayışının savunucularıdır. Bugün bu sözcük teknolojik değişime direnişle eş anlamlı hale gelmiştir.
Değişime ve teknolojiye uyum sağlamak yerine, onu yok saymak ve onun imkânlarını kullanmak isteyenleri görmezden gelmek çağlar boyu süregelen bir yaklaşım olmuştur. Ama bu düşünce tarzı hiçbir zaman başarılı olamamış ve kaybetmeye mahkûm olmuştur. Taksiciler, UBER ile rekabet etmek ve kendilerini geliştirmek yerine, onları sindirmeye ve yok etmeye çalışmakta ve zaman zaman da zorbalığa ve şiddete dayalı yöntemler kullanmaktadırlar.

ABD’de başlayan ve tüm dünyaya yayılmaya devam eden UBER uygulaması, İstanbul’da kullanılmaya başladı ve böylece şehir içi ulaşımında Taksiye bir alternatif ortaya çıktı. Taksiciler de bu güne kadar tekellerini rahatça sürdürmüş ve hiçbir rakiple karşılaşmamış oldukları için, ne yapacaklarını şaşırmışlar ve ölçüsüz davranışlarıyla yasaları çiğner duruma gelmişlerdir. Sarı taksiciler yıllar yılı tüm müşterilerin kendilerine mahkûm olduğunu bilerek hareket etmişler ve bu konforizme alışmışlardır. Şimdi bütün mesele bu konforu kaybetme korkusundan kaynaklanmaktadır.
Tarihe baktığımda şunu açıkça görebiliyorum; sonunda UBER sistemi kazanacak! Topluma daha kaliteli ve hızlı bir hizmetten yoksun bırakma pahasına, şimdilik Taksiciler kazanmış görünüyor; lakin sessiz çoğunluğun talebini susturmak mümkün müdür?

Rekabet adil şartlarda her zaman ekonomik gelişmeyi, büyümeyi ve güçlenmeyi getirmiştir. Hem UBER’i hem de Taksi sahipleri bu ülkenin eşit haklara sahip vatandaşları değil mi? Neden birisine tanıdığımız hizmet hak ve imkânını diğerine tanımayalım ki?

Bu mücadele beni yıllar öncesi, Turkcell olayına götürdü. İlk CSM operatörü olan Turkcell, piyasada rakipsiz yıllarca hizmet vermiş ve kalitesiz ve pahalı hizmetini geliştirme ve yenileme gereği duymamıştı. Ne zaman bu alan rekabete açıldı o zaman hem hizmetin kalitesi arttı hem de fiyatlar ucuzladı. Kazanan hem toplum hem ülkemiz olmuştur.
Ancak, teknolojik yeniliklere uyum göstermeyen insanlar, şirketler ve ülkeler sürekli kaybetmiştir. Kaybetmeye de mahkûmdur. Değişime direnenler yok olur gider. Tarih bunun örnekleriyle doludur.


http://teknolojikanneler.com/uber-nedir/ (ET: 8 Haziran 2018

2 Daron Acemoğlu ve James A. Robinson, Ulusların Düşüşü, Çev. Faruk Rasim Velioğlu, 24. Baskı, Doğan Kitap, İstanbul, s.85.