Türkiye’de acil sağlık sistemi doksanlı yıllarda daha profesyonel bir bakış açısıyla ele alınmaya başlandı. Doksanlı yıllardan önce de elbette ki hastaneler acil hasta bakıyordu, acil servislerde bu hizmetler veriliyordu.Ancak yapılanların sistematik ve profesyonel olduğunu ne yazık ki söyleyemiyoruz.

Nasrettin Hoca’nın eşekten düşünce “Bana eşekten düşeni bulun, benim derdimden o anlar,” dediğini hepimiz tebessümle hatırlarız. Ülkemizde acil tıp sisteminin gerekliliğinin anlaşılmasının da benzer bir hikaye ile başladığı rivayet edilir.Büyük üniversitelerimizden birinin rektörü bir kaza geçirip yolu acil servise düşer. Gittiği acil serviste sıkıntılarla karşılaşır, aldığı sağlık hizmeti kendisini hayal kırıklığına uğratır. Bu olaydan sonra dünyada bu işlerin nasıl yürüdüğünü, acil tıp sistemi mevcut olan ülkelerde işleyişin nasıl olduğunu araştırır. Amerikan acil tıp sisteminin kuruluşunun eskiye dayandığı ve gelinen noktada çok yol alınmış olduğu kanaatine varınca Amerikalı bir acil tıp uzmanını Türkiye’ye davet eder ve acil tıp serüvenini ülkemizde başlatan kişi olur.

Bizim milletimizin ‘kervan yolda düzülür’ şeklinde aceleci bir özelliği olsa da hiçbir gelişme birden olmaz, olgunlaşması için zamana ihtiyaç vardır. Acil tıpta da böyle olmuştur. Başka ülkelerle kıyaslandığında çok hızlı ilerlemeler olsa da ülkemizde acil tıp uzmanlığının ilk doğduğu yıllarda ismi bile farklıdır; “ilk ve acil yardım uzmanlığı” olarak başlayan bu yeni uzmanlık alanının ismiikibinli yıllarda “acil tıp uzmanlığı” olarak değiştirilmiştir.

Eşim Ege’li, ben de Karadenizli olunca çocukluğumuza ait anılarımızı birbirimizle paylaşırken pek çok farklılık olduğunu gözlemliyoruz. Eşimin anıları arasında tatile gelen Avrupalı turistlerin bir kaza geçirdiğinde,  özel uçak ambulansla alınıp kendi ülkelerine transfer edilmesi ve bunun üzerine bizim ahalinin “Ee gelişmiş ülkenin vatandaşı olmak böyle birşey” diye iç geçirmeleri gibi olaylar var. O zamanlar bunlar bizim için sadece hayaldi. Hatta 1999 yılında acil tıp asistanlığına başladığımda ortada ne helikopter ambulans, ne de uçak ambulans vardı. “Acil ileride çok gelişecek, uçak ambulans bile olacak” denildiğinde bu ayakları yere basmayan bir hayal gibi görülüyordu.Bu noktada Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın “Her şey hayalle başlar, bunun temelinde inanç yatar. İnanırsanız başarırsınız” sözünün yaşadığımız duyguları çok güzel ifade ettiğini müşahede ediyoruz.

Sonra sağlık sisteminin tümünde olan iyileşmelerden acil tıp da payını fazlasıyla almış, gelişmeler baş döndürücü bir hızla olmuştu. Avrupalı turistler hastalık ve ya kaza gibi durumlarda uçak ambulansla taşındığında “Vay bee!” diyen yurdum insanı, bugün hastası olup da helikopter ambulansla taşındığı takdirde bir gecikme olduğunu düşünüp görevlilere ulaştığında “Nerede kaldı bu helikopter?” diye sorar hale gelmiştir. Büyüklerimiz “Hafıza-i beşer, nisyan ile maluldür” demiş.Bugünü ve yarını değerlendirebilmek için geçmişte yaşananları bilmeye çok ihtiyacımız olduğunu düşünüyor ve bunun da yolunun toplumsal hafızayı sağlıklı ve canlı tutmaktan geçtiğine inanıyorum.

Acil tıp uzmanlığı diğer tıbbi branşlar gibi Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS) kazanılarak ihtisas yapılan bir alandır ve acil tıp uzmanlık eğitimi ülkemizde 4 yıldır. Her yıl sayıları giderek artmakta olan acil tıp uzmanlarının acil servislerde görev yapmaya başlamaları acil hastalarının kaliteli sağlık hizmeti alması gibi güzel bir netice vermiştir. Bu son derece önem arz eden bir konudur. Çünkü acil hastalık ve kaza dışındaki durumlarda hasta ve yakınları bir araştırma yaparak, kendileri için uygun buldukları hekimleri ve sağlık kurumlarını tercih etme avantajına sahiptir. Ancak acil hastalık ve kaza durumunun kimin başına nerede, ne zaman geleceği belli olmadığı için tüm ülkede standart, kaliteli acil tıp sisteminin kurulması ve işletilmesi hayati öneme sahiptir.

Ülkemizde eskiden acil servisler acil tıp uzmanlarının değil, başka herhangi bir branş uzmanı veya pratisyen hekimlerin çalıştığı yerlerdi. Bu durum acil tıp uzmanlarının sayısı arttıkça çok büyük oranda değişmiştir. Bu da daha profesyonel yaklaşımları beraberinde getirmiştir. Diğer yandan acil sağlık hizmetinin hastane öncesi verilen kısmı ise bugün olduğu gibi, sistemli ve koordineli değildi. Bugün her ilde 112 komuta kontrol merkezleri bünyesinde 112 istasyonları en kısa sürede, en uygun tedaviyi alabileceği sağlık merkezlerine hastaları transfer etmekte, transfer sırasında da uygun tıbbi bakımları yapmaktadır. 112 komuta kontrol merkezinde hastanelerin personel, ekipman ve donanımsal bilgileri mevcut olduğundan, hastalar en uygun merkeze transfer edilerek, uygun tedaviye en kısa sürede ulaşma imkanına kavuşmuş oluyorlar.

Eskiden hastane hastane dolaştırılan ve yollarda hayatını kaybeden hasta haberleri ne de çok duyulan haberlerdi. Geçmişte ambulans şoförlerinin gittikleri hastanede hastanın kabul edilmeme ihtimaline karşı hastayı acil servisin kapısına bırakarak, acil servis personeline haber vermeden oradan uzaklaşma yoluna gittiği zamanlar da oldu. Bugün ise 112 koordinasyon merkezi uygun olan hastaneyi bilgisayar ekranında görmekte, ilgili hastaneyi hasta yolda iken bilgilendirmekte ve böylece hazırlıkların yapılması için fırsat oluşturulmaktadır. Tabi geçmişte böylesine bozuk bir sistem hastalar ve yakınları açısından içler acısı bir durum olduğu gibi o dönemlerde hastane acil servislerinde hizmet verenler için de çok yıkıcı etkilere sahipti.

Asistanlık yaptığım üniversite hastanesinde rastgele sevk edilen hastaların teşhis ve tedavilerini uygun şekilde yapmaya çalışırken pek çok zorluklar yaşadım.Acil tıp asistan doktoru olarak çalıştığım dönemde sigorta hastanesinden üniversite hastanemiz acil servisine bir hasta sevk edilmişti, bu unutamadığım vakalardan birisidir. Sevkli gelen bu hastanın sigorta hastanesinde geçirmiş olduğu mide kanaması nedeniyle bir haftadır yatmakta olduğunu öğrendik. Bunun dışında hastanın tıbbi durumuyla ilgili bir bilgi mevcut değildi. Çok yoğun bir nöbet gecesinde gelen bu hasta için o iş yükünün arasında yattığı servise telefonla ulaşarak sevk gerekçesini öğrenmeye çalıştık. Hastada yeni gelişen farklı bir acil durum var mı diye soruşturduk.Hastanın doktoru hastaya 1 ünite kan verilmesini istemiş, o anda ellerinde kan bulunmadığı için sevk ettiklerini uzun bir telefon trafiğinden sonra zorlukla öğrenebilmiştik.

Bu noktada acil servis işleyişini bir senaryo üzerinden anlatmak istiyorum. Günümüz şartlarında herhangi bir acil servise bir hasta başvurdu ve ilk müdahaleleri yapıldı ve yatarak tedavi uygulanması uygun görüldü, ancak hastanede boş yatak mevcut değilse bundan sonraki aşamalar nasıl devam eder? Hastayı takip eden doktor 112 koordinasyon birimine hastanın bilgilerini faks çeker ve gerekli olduğu durumlarda telefonla da birim yetkililerini bilgilendirir. 112 koordinasyon merkezi il içinde bilgisayar sistemi üzerinden tarama yaparak uygun hastaneyi araştırır. Uygun olduğunu düşündüğü hastanede hangi branşı ilgilendiriyorsa o branş hekimlerine hasta ile ilgili bilgileri vererek sevk konusunu istişare eder. Gerekirse transfer eden ve transfer olunan hastanedeki hekimleri telekonferansla görüştürerek, karşılıklı teyit alınmak suretiyle hastanın sevki yapılır. Bu sevk şekli hastanın en uygun tedaviyi almasını sağlarken hekimler açısından da en verimli ve insan onuruna en yakışır şekilde mesleğini icra etme fırsatını kazandırır.

Günden güne iyiye gitse de acil tıp sisteminde her şeyin kusursuz olduğunu söyleyebileceğimiz bir noktada değiliz elbette. Daha iyi olması için sağlık personeli, hasta ve hasta yakınları el ele vererek dayanışma içinde olmalı, iyi iletişim yolları kurulmalıdır. Empati ile yaklaşmak tüm taraflar açısından yaşanan sorunları azaltacaktır.

Kalın sağlıcakla..