Bildiğiniz üzere TTB, Zeytin Dalı harekatı nedeniyle yayımladığı bildiride “Savaş bir halk sağlığı sorunudur,” ifadelerine yer verdi. Neticede TTB yöneticilerinden on bir kişi göz altına alındı.

Konu medyada epeyce yer etti, farklı kesimlerce tartışıldı.

Söz konusu söylem, Sağlık Bakanı Sn. Demircan’ın ifadesiyle TTB’ne hiç yakışmadı.Yakışmaması bir yana, aceleci ve art niyetli bir tavırla kaleme alındığı aşikar olan mevcut bildiride, yıllardır teröre karşı verilen amansız mücadeleye zarar verme pahasına sığ ifadeler kullanıldı.

Aynı camianın içinde bulunduğumuz meslektaşlarımızın sergilediği benzer tutarsız davranışlar nedeniyle maruz kaldıkları muameleler, hekim ve aynı zamanda hekim yetiştiren bir akademisyen olarak bizleri üzmüştür.

Hekimler olarak insana verdiğimiz sağlık hizmetinin ibadet hükmünde olduğunu biliyor, mesleğimizi bu bilinçle yapmaya gayret ediyoruz.

Her insan için bile değerli olan sabır, hoşgörü, iletişim ve güler yüzlülük gibi hasletlerin, biz hekimler için bir seçenek değil, zaruret olduğu gün gibi ortadadır.Kaldı ki temsil makamında olanlar için bu vasıflar olmazsa olmazdır.

Ancak siyasete alet edilen her meslekte olduğu gibi, bu güzel tutum ve davranışlar, bazı söylemlerin emrine verilirse ortaya homojenlikten ve bilimsellikten uzak bir anlayış çıkar.

Şu bir gerçektir ki, meslek odaları sivil toplum kuruluşları değildir. Gönüllülük esasına göre çalışmazlar.Yasalarla kurulmuşlardır.Yasaların çizdiği sınırlar dahilinde faaliyet gösterirler, temsil ettikleri camia dışında söylemde bulunmamaya gayret gösterirler.

TTB’nin bugüne kadar olan gerek sözlü gerek yazılı beyanatlarına bakıldığında, tabipleri temsil eden bir meslek örgütümü, yoksa muhalefet politikası güden bir siyasi partimi olduğu tama olarak anlaşılamamaktadır.

Aynı mahalleden oldukları açık olan bazı yazarlar doktorun genel anlayış içindeki itibarına gönderme yaparak, bu itibara sahip meslekten bireylerin neden fikrini söyleyemediğini sorguladılar.

Birbirimizin fikrini beğenmek zorunda mıyız diye sorarak devam ettiler.

İşte sorun tam da bu noktada başlıyor.

Çünkü, sorunlu olduğu savunduğu yanlış fikirden kaynaklanan bu düşünce, ifade özgürlüğünü, vatana, değerlerine, milletin kutsallarına, ordusuna ihanetin karşılığı olarak kullanıyor.

Gerçekler ortadadır, bu ülke kırk yıldır, terörle mücadele ediyor. Asker ve ya sivil demeden, çocuk, kadın, yaşlı demeden binlerce vatandaşını, maddi manevi birikimini bu uğurda feda etti, etmeye devam ediyor.

O halde, bahsi geçen yazarların sahip olduğu mantığı ödünç alarak, Türk Tabipler Birliğinin yaklaşık yarım asırdır sürdürülen bu mücadele hakkında ne düşündüğünü ve somut olarak ne yaptığını sorgulamakta bir beis görmüyorum.

1919’da İstanbul’da, işgalci İngiliz güçlerine karşı, hocalarının önderliğinde, kısa sürede örgütlenip, mücadele ateşini tutuşturan tabiplerle bugünkü TTB aynımı?

Dahası yüz yıl sonra, bugün, verdiğimiz mücadelenin geçmiştekinden farklı bir tarafı varmı?

TTB daha kendine yakışan, daha bütünleştirici bir yaklaşım sergilemesi gerekmez miydi?

Unutulmaması gerekir ki, haklı bir mücadelenin karşısında yer alanların sorması gereken önemli diğer bir soru da bu tutum ve davranışları ile kendilerini kimin yanında konumlandırdıklarıdır.