Yönetim sistemlerinin seçimi ve dönüşümü kültüre dayanır. Demokratik rejimlerin tercih edildiği ülkelerde kültürün gelişmiş ve değerlerin korunmuş olması gerekir. Toplumu bir arada tutan kültür aynı zamanda bireylerin kamu yönetimine karşı sorumluluklarının da bilincinde olmasını sağlayan bir unsurdur. Günümüzün kabul görmüş yönetim anlayışı olan demokratik rejimlerin, nitelikli ve sorumluluk sahibi insanlara ihtiyacı vardır. Kültür; toplumun, aynı zamanda yönetimin yapısını ve işleyişini derinden etkiler. Kültürün yozlaşması, hem toplumsal çöküntüye hem de kişilik kaybına yol açar. Diğer yandan değerlerini yitirmiş ve kültürel yozlaşmaya duçar olmuş bir topumdan nitelikli yöneticilerin çıkmazı beklenemez.

Hemen hemen bütün ülkelerde pek çok kamu yönetimi sorunuyla karşılaşmak mümkündür. Ancak, önemli olan makul bir süre içinde planlı bir şekilde tespit edilen sorunların giderilmesidir. Ancak ne yazık ki ülkemiz bakımından düşünüldüğünde bu yaklaşımın doğru olduğunu söylemem mümkün değildir. Günümüze kadar onlarca ciddî akademik araştırmalarla kamu yönetimi sorunlarının ortaya konulmasına karşın, uygulamadaki zafiyet nedeniyle bu problemlerin üstesinden gelinememiştir. Bunun çeşitli nedenleri olabilir. Ancak kamu yönetimine yön veren politikacıların yaklaşımlarının bu sürecin başarısızlığa uğramalarında büyük paylarını olduğu söylenebilir. Diğer yandan, tarihi olarak bakıldığında darbe kültürü köklerinin yüzyıllar öncesine dayandığı ve bu kültürün bir türlü terk edilemediğini de görmekteyiz. Bir başka deyişle, bir türlü kabuğunu kıramayan kendisini yenileyemeyen ve gerçek gücüne yeniden kavuşamayan bir ülkenin sancıları hala yaşanmaktadır.

Kamu yönetimi sorunlarının şimdiye değin çözümlenememesinin sebebini, köklerinin çok derinlerde olmasında ve siyasî yaklaşımların kifayetsizliğinde aramak gerekir. Kendi kültür kaynaklarından beslenmeyen bir ülkenin dünya medeniyetinden nasiplenmesi ancak taklitten öteye gidemez. Taklitçilikse ancak, geri kalmışlığı ve sömürüyü yanında getirir. Sonuçta bağımsız ve hür yaşadığını sanan bir toplum, bilim, sanat ve kültür üretenlerin bir kopyası haline gelir. Zamanla benliğini ve kişiliğini yitiren toplum ve kamu yönetimi, kaderini başkalarının eline teslim etmiş olduğunun bile farkına varamaz. Kamu yönetimi büyük ölçüde insan kaynağına dayandığı için, öncelikle insan kaynağının nitelikli ve üretken bir hale getirilmesi gerekir. Japonya, bunu böyle başarmıştır. Önce insan, önce can, önce hayat; yani özgür düşünen üreten ve nitelikli çalışanların öne çıktığı, ehliyet ve liyakatin temel alındığı bir kamu yönetimi anlayışının benimsenip uygulanması bize aydınlığa çıkaracak yöntemdir. Bir başka deyişle, kamu yönetimi sorunlarının minimize edilebilmesi, hukukun üstünlüğüne dayanan, açık, şeffaf, hesap verebilir, katılımcı ve insan haklarına dayalı bir kamu yönetimi anlayışının titizlikle uygulanması, sorunların pek çoğunu bitirebilir.

Bizi biz yapan değerlerin korunması ancak kültürel yozlaşmaya karşı yapılacak mücadele ile olabilir. Yozlaşmış kültür, yozlaşmış bir kamu yönetimi doğurur; bu ise bütün ahlakî değerlerden yoksun bir kamu yönetiminin yerleşmesine yol açar. Binlerce yıllık geçmişten süzülüp gelen kültürün doğurduğu millî ve manevî değerlere dayanmayan bir toplumun, başarıyla yönetilmesi söz konusu olamaz. Zira, kamu yönetimi, kamuyla birlikte ve uyum için yürütülmesi gereken bir süreçtir. Bir toplum kültürel zenginliğe ve kişiliğe sahipse, çizgiden sapan kamu yönetimini doğru yola eriştirebilir; onu disipline edip kamu kaynaklarına sahip çıkabilir.

Hülasa; kültürel yozlaşma bir milletin felaketine yol açar…