En büyük sevgi ilahî sevgidir. Yaradana olan aşktır, o sevgi sebebiyledir ki en büyüğe olan aşkımızdan onun dediklerini yapar emirlerine uyar yasaklarından sakınırız. Bir nevi Yaradanın’da bizi sevmesi için kendimizden geçer ilahî aşkın hârında bir pervane misali yanmaya razı oluruz.Yanacağını kavrulacağını bilir elbette pervaneler. Buna rağmen üstüne giderler kor ateşin. Akıl sınırlarının almadığı ilahî bir aşktır bu. Pervane ateşe aşıktır, imkansızıdır sonunda ölüm vardır aşkının. Ölümü bile önemsemediğini, sevgisizliğin dibine vurmuş insan oğluna kafasına vura vura defalarca kanıtlamıştır pervane gerçek aşkı.Hayatın ve yaşamın onda olduğunu görür ve vazgeçemez aşkından, ölüm de olsa sonunda… Kanatlarını çırpa çırpa mutlu birşekilde koşar ateşe. Acı verir yakar kavurur ama sevgi ondadır,ışık ondadır,vazgeçilmezdir. Pervaneler aptal değildir, aşıktır.

Derler ki; Sevipte yanmaktan korkanın, masal anlatmaktır bütün işi/ Seven pervane gibi özler ateşi.Gönüller sultanı Mevlana der ki:” Sevenler en sonunda bir yerlerde buluşmazlar, onlar en başından beri birbirlerinin içindedir”. Aşıkla mâşuk ,ezelden ebede birbirinin içindedir aşk harıyla , harman olmuşlardır. Aşıkların gönüllerinin yanışıyla, gözyaşları olmasaydı, dünyada su da olmazdı ateşte .Sevgi ilahî bir duygudur. Yaratandan yaratılana,merhamettir sevgi. Alemlerin varoluş sebebidir.

Kainatın efendisine: ‘’Seni yaratmasaydım alemleri yaratmazdım’’ dedi Yaradan. Kainatın yaratılma sebebidir sevgi. Hamuru aşkla yoğurulmuş insanoğlu, kimi zaman bu ilahî duygunun en üst seviyesini yaşarken, kimi zaman da sevgisizliğin dibine vurmuştur.

Âşık olmakla sevmek arasındaki farkı sormuşlar Şems’e. ‘’ Senin baktığına herkes bakar ama senin onda gördüğünü herkes göremez.’’ demiş. Sevmek sevilenle ilgili de değildir aslında.Sevenin kendi dünyasındaki pınarlar, bir su gibi, kıvrıla kıvrıla akar ve yol gösterir sevene. Sevenin dünyasında büyür gelişir ve kök salar içine. Her bir kök kalbinin derinliklerine öyle bir işler ki söküp atmak mümkün değildir artık. Bütün duyguları yerinden kazımaya ve her bir kökü tek tek çıkarmaya çalışmak ,zordur artık. Mümkün müdür ki seven acı çekmesin? Canından can gider, kanından kan. Hiçbir şey eskisi gibi olmaz olamaz bir daha.

Sevmek cesarettir. Sevdiğini söyleyebilmek te sadece mangal yüreklilere özgü bir davranış değildir. Sevgisiyle yana yana, ateşi kor ola ola yaşayan ve artık bunu saklayamayacak kadar dumanı tüten, aşk potasında eriyen, pervanelere özgüdür.

Bir de gerçek sevgi diye nitelendirirler. Sevginin yalanı olur mu ki gerçek diye niteleyelim? İnsan, doğa, hayvan, aile, çiçek, bahar, ay, yıldızlar, gezegenler… Yaratılan her şey içinde sevgiyi barındırır. Ama görebilene, hissedebilene…Mecnun; sevgili Leyla’sının, sokağındaki köpeği tutup, gözlerinden öpmüş. Ne yapıyorsun Mecnun demişler.. Demiş ki; belki Leyla’mın gözleri bakmıştır bu köpeğe, onun için öpüyorum. Öyle büyük bir gücü vardır ki sevginin, Ferhat, Şirini uğruna, kayaları deler su getirir, sevdiğinin yaşadığı memlekete.

Cihan padişahı Yavuz Sultan SelimHan, Mısır,da bulunduğu bir anda, hizmetinde bulunan bir cariye , sultana aşık olur. Ama bir türlü söyleyemez. Bir kâğıda şunları yazar:” “Seviyorsa neylesin”.Akşam çadırına gelen padişah okur yazıyı. “Hiç korkmasın söylesin”, yazar.Sabah cariye tekrar sorar.”Korkuyorsa neylesin”..Padişah “hiç korkmasın, söylesin diye cevaplar. Ertesi gün cariyeyi huzura çağırır ve anlat der cihan padişahı.. o heybet ve ihtişamınkarşısında cariye daha fazla dayanamaz.Padıişahınkollarınayığılarak can verir.Ask konusan dilleri lal eder, yasayan canları toprak.

Lambada titreyen alev üşüyor/ Aşk kağıda yazılmıyor Mihriban, dizelerini şaire yazdıran da, ulvi aşkın insanlar üzerindeki tecellisinin yansımasıdır .

Kısaca; sevmek yanmaktır, yanarak kor olmaktır. Sevdiğinin gözüne bakamamaktır. Baktığı yerde, sustuğu yerde olmaktır. Yokluğunu da sevmektir. Ve hasretine razı olmaktır. Sevgilinin ölüm hançerine bile hayır diyememek, öl emrine ölürüm diyebilmektir. Uğrunda ölmeyi göze alabilmektir.