Zaman zaman hepimizin muhakeme ettiği bazı konuları birlikte sesli düşünmeye davet ediyorum sizleri. Teknoloji hayatımıza neler getirdi, neler götürdü. En çok kullandığımız teknolojik ürünler olan cep telefonları üzerinden sohbet edelim. Bugün hayatımızın her alanını sarmış olan, adeta hayatın vazgeçilmezleri haline gelen bu aletlerle olan serüvenimizi hatırlayalım. Bizim çocukluğumuzda yaşadığımız kasabada evlerde telefon yoktu. En çok kullandığımız haberleşme aracı mektup yazmaktı. İnsanlar gurbette olan yakınları ile mektupla haberleşir, hasbihal ederdi. Askere giden gençler için mektup hayat kurtaran bir nefes gibiydi, çok kıymetliydi. O zamanlarda bir genç askerlik çağına gelip de Peygamber ocağının yolunu tuttuğunda varır varmaz ailesine, sevdiklerine telefonla hemen ulaşma imkanı yoktu. Bu yüzden ayrılırken sıkı sıkı tembihlenirdi; acele mektup yaz, bizi merakta bırakma diye. Birkaç hafta sonra gelirdi o mektup. Ailesi nasıl da mutlu olurdu o mektupla. Temmuz sıcağında serin bir bardak su ikram edilmiş gibi olurdu anne babasının yüreği. Selamla başlanırdı mektup satırlarına, selamla bitirilirdi. Buram buram hasret ve sevgi kokardı mektuplar. Merakta kalmasınlar diye çok çok iyi olduğu anlatılır, sonra da memleketteki havadisler sual edilirdi. Rahmetli babam okur yazar olmadığı için dört abimin de asker mektuplarını babam söyler, ben yazardım; ardından mektup bitince baştan sona okurdum. Sonra babam eksik bir şey kaldıysa ilave eder, arada can sıkıcı bir cümle geçtiyse onu çıkartır, birlikte mektuba son şeklini verirdik. Sonra çarşıdaki postaneye gidilir, pul yapıştırılır ve postaya verilirdi. Keşke saklasaydım diyorum şimdi. Nasihatler edilirdi asker mektuplarında; yapılan işin vatan borcu olduğu, kılı kırk yararak vazifelerin yapılması gerektiği öğütlenirdi. Mektup gelince bazen duygulanır ağlar, bazen de kendi yazdığımız satırlar bizi duygulandırır, gözlerimizi yaşartırdı. Bugünlerde Afrin’de cephede destan yazan askerlerimize gönderilen destek mektuplarını haberlerde izleyince bunun çok anlamlı olduğunu düşünüyorum.

Şehir dışında ya da yurt dışında olan yakınlarımızla telefonla görüşme olayı ise postanelere gidip telefonlar bağlatılarak yapılırdı. Sonra bulunduğumuz kasabada birkaç noktaya jetonlu telefonlar konuldu. O günlerde eniştemden rica etmiştim, birlikte gidip postaneden jeton alıp İstanbul’da olan abimle görüşmüştüm. Jetonlu telefon kullanmayı böylece öğrenmiştim.

Sonra kasabada bazı evlere telefon bağlanmaya başlandı. Evine telefon bağlatmak isteyen müracat eder, belki aylarca bekler sonra da telefon bağlanırdı. İlk başta telefon numaralarının çevrilerek kullanıldığı cihazlar vardı, tuşlu telefonlar daha sonra girdi hayatımıza. Telefon faturaları göz önüne alınarak kullanıldığı için telefon bugün olduğu gibi bir sohbet aracı değil, gerçekten bir haberleşme aracı idi.

O zamanlar çocuklar cep telefonunda oynamak yerine ağaca tırmanır, sümbül toplar, dalından şeftali yer, günlük tutar, çamurdan oyuncaklar yapardı. Belki ayda bir TRT’de oynayan Türk filmini büyük heyecanla izler, ertesi gün arkadaşlarla uzun uzun filmin kritiği yapılırdı.

Doksanlı yılların sonlarında hayatımıza giren cep telefonları çok hızlı bir şekilde yaygınlaştı. İlk başta ailede bir kişide bulunan cep telefonları bugün tüm aile fertlerinde bulunur hâle geldi. Artık telefonun kapalı olması veya ulaşılamaması ciddi tepkilere neden oluyor. Yaklaşık 7-8 yıl önce bir ramazan ayında televizyonda ramazan programına konuk olarak alınmak istenen ve yanına cep telefonu almadan yaylaya gittiği için kendisine ulaşılamayan bir hocamızın bu davranışını garipser duruma geldik. Bugün ise cep telefonumuzu evde unutarak evden ayrılsak bir uzvumuzu evde bırakmış hissine kapılıyoruz. Tüm gün boyunca telefon elimizden düşmüyor. Saatlerce telefonda konuşmalar, uzun uzun watsapp yazışmaları günlük hayatımızın rutinleri arasında. Gece yatmadan önce son gelen watsapp mesajları kontrol edilerek günümüz sonlanıyor. Hatta sabah kalktığınızda tamamen bilgilendirme amaçlı kurulmuş bir kurumsal watsapp grubunda uyku tutmamış birinin paylaştığı ideolojik içerikli bir mesaj ve buna gelen tepkileri okuyunca şaşırıp kalıyorsunuz. Bu mesaja karşılık bir başka grup üyesi “annem 90’ına yakın yaşta ve kronik hastalıkları var, gece 12′ den sonra gelen mesajları kalbim kaldırmıyor, zorunlu olmadıkça mesaj gönderilmemesi” şeklinde mesajla karşılık verildiğini görüyoruz.

Türkiye cep telefonuna çok büyük bütçeler ödüyor, maddi bedelleri çok yüksek gerçekten. Diğer yandan cep telefonu bağımlılığı artık bir hastalık olarak tanımlanmış durumda. Özellikle gençlerde internet ve akıllı telefondan yoksun kalma korkusu yaşanmakta. Telefon ekranlarına sürekli bakılması baş ağrısı ve gözle ilgili sorunlara yol açmakta. Telefonlarını nedensiz yere kontrol etme takıntısı ve konsantrasyon kaybı gibi sorunlar günlük hayatı ve iş verimini olumsuz etkileyebiliyor. Akıllı telefonlar geceleri rahat bırakmamakta ve uyku kalitesi de akıllı telefonların kurbanı olmuş durumda. Trafikte ise gerek sürücüler ve gerekse yayalar tarafından kullanımının bedelleri çok daha ağır olabilmekte. Akıllı telefonların bugün tanımlanabilen pek çok sorunlara yol açtığı açık seçik görebiliyoruz. Konuyla ilgili yapılan çalışmalar ve Türkiye İstatistik Kurumu’nun yayınladığı verilere göre gençler başta olmak üzere tüm halkımız için tehlikenin büyük boyutlarda olduğu ve ciddi alarm verdiğini göstermekte. Aileler ve tüm toplum olarak bu konuda acilen davranış değişikliğine gidilmesi ve telefonun haberleşme aracı olduğu gerçeği hatırlanmalı. Özellikle toplu taşıma araçları ve sosyal mekanlarda komşusuyla, eltisiyle olan muhabbeti herkesi dinlemek zorunda bırakmak adabı muaşerete uymadığını hatırlatmak gerekiyor. Türkiye’de bunlar neredeyse sıradanlaştı. Yurt dışında Avrupa’da dahi tramvaya binen ve Türkçe konuştuğu için bizim toprak olduğunu hemen anlayıverdiğimiz insanların telefonu kulağının arkasına koyup, omuzuyla da destekleyerek tüm yolculuk boyunca yüksek sesle konuşup, inerken de bunu sürdürdüğünü acı acı gülümseyerek izliyorsunuz.

Diğer yandan camilerde bile insanlara cep telefonlarından rahat yüzü yok. Camilerde lütfen telefonlarımızı sessize almamız gerektiğini söylemeye lüzum görmüyorum bile. Son bir ricam ise cep telefonu müziklerini biraz daha dikkatli seçme hususnda; cenaze sırasında telefon çaldığında oyun havası ile ortalığın inlemesi bizim asil milletimize yakışmıyor.

Güzel anılarımıza şahitlik eden, bizi sevdiklerimizle buluşturan aslında güzel bir nimet olan akıllı telefonları bu kadar hor kullanmayalım. Hep güzel haberler almanız dileğiyle…