Bir medeniyetin büyüklüğü ve gelişmişliğini kadınlarının durumuyla ölçülür diyebiliriz. Dolayısıyla kadınların bireysel ve toplumsal olarak toplumda edindikleri yer oranında medeniyetler güçlenir ve kök salar. Kadın toplum için olduğu kadar aile için de vazgeçilmez bir değerdir.

Kadın bir anne, eş, kız kardeş, hala, teyze veya diğer sosyal kimlikleri ile erkekler için daima güvenli bir limandır. Nasıl büyük gemiler büyük fırtınalarda sığınacak güvenli limana ihtiyaç duyarsa erkekler açısından kadınların konumunu buna benzetebiliriz.

Kadın merhameti, zarafeti, rikkati, sevgisi ve emeğinin olmadığı her iş biraz yavan, tatsız tuzsuz olur. Bugün Afrin’de çarpışan aslan parçalarına gönderilen Anadolu kadınlarımızın ördüğü atkı, bere, çorap, içlik gibi giyecekler; kendi elleriyle hazırladıkları leziz anne yemeklerinin anlamı da burada gizlidir. Sevgiyle ve ruhunun tüm incelikleriyle yaptıkları bu katkılar askerlerimizin gücüne güç katmaktadır. Kadınlarımızın özverili ve latif ruhu bizim en büyük zenginliklerimizdendir.

Rahmetli babamın dedesi Çanakkale savaşında cepheye gitmiş ve sonrasında kendisinden bir haber alınamamış. Eşi onun gidişinden sonra sanki o hep hayatında imiş gibi davranmış. Yıllar sonra ölüm döşeğinde çocuklarına “Ahmet gelirse selam söyleyin, olur ya belki bir yerlerde kalmış olabilir” diyerek bu dünyaya veda etmiş. Buna benzer nice nice örneklerle doludur tarihimiz. Bunlar bize sevginin emek olduğunu, bir ömür vermek olduğunu gösteren örneklerdir. Onların kocaman yürekleri ve fedakârlıkla örülü hayatlarını Erdem Beyazıt dizelerinde şöyle dile döküyor:

Kadınlar bilirim ülkeme ait
Yürekleri Akdeniz gibi geniş, soluğu Afrika gibi sıcak
Göğüsleri Çukurova gibi münbit
Dağ gibi otururlar evlerinde
Limanlar gemileri nasıl beklerse
Öyle beklerler erkeklerini
Yaslandın mı çınar gibidir onlar sardın mı umut gibi

 

Rakip değil Hayat Ortağı Olmak

Birbirini tamamlayan iki şeyi rakip gibi göstermek, birbiriyle yarıştırmak hatta iki düşman haline getirmek mantıklı bir davranış olmadığı gibi hayatın gerçeklerine de son derece aykırıdır. Düğünlerde birbirinin ayağına basmaya teşvik edilen kadın ve erkek daha sonra birbirinin damarına basmada bir sakınca görmemektedir.

Kadınlarımızın elinin hamurunu bir küçümseme algısı olarak görmek yerine evimizin yuvamızın bereketi olarak görmek daha doğru değil mi? Evinde çok lezzetli su böreği yapan veya baklava açan bir kadın aynı zamanda başarılı bir mühendis, doktor, öğretmen veya siyasetçi olamaz mı? Erkeklere bu güzel lezzetleri sunmalarının karşılığı hayatın diğer alanlarında geri plana atılmalarına bir bahane olmasa gerek kanaatimce.

Ayrıca toplumumuzda sıkça duyabildiğimiz “Erkek gibi kadın” bir iltifat olarak kabul edebileceğimiz bir ifade değildir. Kadın gibi kadın olmak hedef olmalıdır. Kuşun uçması, balığın yüzmesi gibi fıtrata uygun davranışlar nasıl doğal ve beklenen bir durum ise kadınların da fıtratlarına uygun davranması aynı çerçevede ele alınmalıdır. Kadının ihtiyacı olan şey erkeklerle eşit olmak değil kendisine adaletli olunmasıdır. Kadın psikolojisi ve fizyolojisi bilinerek yaklaşıldığında daha adaletli olunabilir. Bir tıp doktoru olarak ve bir kadın olarak altını çizmek istediğim hususların başında bu gelmektedir. Kadınların özel durumlarına kayıtsız kalınarak iş koşullarının dizayn edilmesi, kadınlara acımasız iş koşullarının dayatılması insafla bağdaşmaz. Cam tavan sendromu ile kadınların iş hayatında önüne engeller çıkarılması ise büyük bir haksızlıktır. Ev dışında çalışan kadınların anne olması, bebeğine süt vermesi adeta cezalandırılan fiiller olmaktan çıkarılmalı, teorikte olduğu gibi pratikte de bunlar güvence altına alınmalıdır. Çok şükür yasalar kadınların lehine düzenlenmiştir, mentalite de aynı yönde değişip olgunlaşmak zorundadır. Kadınların kapitalist bakış açısıyla aynı şartlarda erkeklerle yarıştırılması veya bir reklam aracı olarak takdim edilmesi bizim kadim medeniyetimize son derece tezat teşkil eden bir tutumdur.

Anadolu’da cenaze ilanlarında ölen kişi erkek evlatları üzerinden tanımlanırken, kız evlatların ismi zikredilmemektedir. Hayata veda ederken bile bilinçsizce yapılan bu ayrımcılık şahsen beni üzmektedir. Kadın olmanın zorlukları ne yazık ki her dönemde şahit olunan gerçeklerdir. Bir Tıp doktoru olan Safiye Ali’nin önüne çıkarılan zorlukları öğrendiğimde yaşadığım hayret çok büyük olmuştu.

Peygamberimiz (sas) cemiyet hayatında kadını geri plana atan, görmezden gelen bir davranış biçimini asla benimsememiştir. Peygamberimiz  (sas)’in Hz. Hatice (r.anh) annemizle saadetli evliliklerinde sevgi, saadet, aşk ve vefa duygularının nasıl zirvede yaşandığını biliyoruz. Annemizin vefatından sonra ona olan vefası ve onun sevdiklerine olan ikramları bu konuda bizim gönül telimize nasıl tatlı tatlı vurmaktadır. Hz. Aişe (r.anh) validemizin kendisine olan sevgisini merak edip sorduğunda “kör düğüm” diye ye yanıtlaması meseleye nasıl büyük bir derinlik kazandırmakta. Efendimiz (sas)’in kızı Hz. Fatıma (r.anh) annemize olan yaklaşımları benim dünyamda çok ayrı bir yere sahiptir. Baba kız muhabbeti nasıl özel, nasıl kıymetli bir muhabbettir. İşte Kâinatın Efendisi (sas)’in bizatihi yaşayarak gösterdiği bu güzel örnek tüm kız babalarının üzerinde ince ince düşünmeleri gereken bir husustur. Hayatında böyle güzel bir baba otoritesi olan, kızına olan sevgisini açıkça izhar eden, evliliğinden sonra da destek ve ilgisiyle kızı için gölgesinde rahat edilen bir çınar olan babaya tüm kız evlatlarının ihtiyacı vardır. Bu onların doğru eş seçmeleri ve hayat yolunda güvenle yürümeleri için en zaruri ihtiyaçlarından birisidir. Kızını “babasının annesi” diye onurlandıran Kâinatın Efendisi (sas) bize ne güzel örnektir. Bunları okuyup öğrendiğimizde, üzerinde düşündüğümüzde yaşadığımız duygu çok kıymetli bir mücevheri avucunuza alıp taşıdığınızda “aman kırılmasın” diye nasıl üzerine titrersiniz, işte ona benzer duygulardır.

Peygamberimiz (sas)’in Veda Hutbesi sırasında kadın hakları konusunda verdiği mesajlar çok can alıcı mesajlardır ve tüm erkeklerin kulağına küpe olmalıdır:

Ey insanlar!

Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu husuta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz.

Kadınları anlamak ve tanımak isteyenlere Hz. Mevlana’nın eşine mektubunu okumalarını tavsiye ederim, Mevlana hazretleri mektuptaki sözlerle sadece kendi hanımının gönlünü fethetmemiş, tüm erkeklere kadınların gönlünü fethetmenin, onları anlamanın yollarını öğretmiştir. Şimdi bu mektuptan sadece birkaç paragrafı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Sen benim; Yaradan’dan ötürü yaratılanı sevişim,
Bir adım gelene on adım gidişimsin. Ve herkesi olduğu gibi kabul edişimsin
Sen benim; yalandan ve sahteden kaçışım,
Riyadan bıkışım, gerçeği arayışımsın
Ve nihayet doğrunun tadına varışımsın
*
Sen benim; duygusal yaradılışım,
En ufak şeyi kafaya takışım, kolay unutamayışımsın
Ve bundan bir türlü sıyrılamayışımsın
*
Sen benim; sonsuz sadakatim,
Merhametim, hissiyatim, şefkatimsin
Ve aman diyene yüz çevirmeyişimsin
*
Sen benim; her şeye rağmenim,
Asla pes etmeyişim, başımı öne eğmeyişimsin
Ve ümidimi yitirmeyişimsin

Yazıyı bitirirken çocukken rol modellerim olan yazılarıyla ufkumuzu genişleten Dr. Ayşe Hümeyra Ökten’e ve Şule Yüksel Şenler’e hayatımıza yaptıkları güzel dokunuşlar için teşekkür ediyorum.  Tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar gününü kutlar, dünyanın her yerinde kadınlarımızın onurlarıyla yaşamalarını dilerim.