Kainat kitabını okuması istenmektedir insanoğlundan, hem de çok dikkatli okuması. Tefekkür insan olmanın gereği. Bakınca görmek isteyenler için ne çok ders ve ibret alınacak şey var etrafımızda. Mevsimlerin ardı ardına seyri ve bize yaşattıkları güzellikler duygu dünyamızda, iç alemimizde bir piyanonun farklı notalarından dökülen terennümleridir adeta. Hepsi kendine has güzellikler yaşatır bize, şükürler olsun tüm bunları bahşeden Rabbimize.
Mevsim kış olunca, bembeyaz kar örtülerinin etrafımızı bürüdüğü bu günlerde biraz kar sohbeti yapmak istedim sizlerle. Kışın güzelliği kar yağınca asıl ortaya çıkar, telli duvaklı gelin gibi süsler tüm tabiatı kar. Bembeyaz örtüsüyle bütün çirkinlikleri örter, tertemiz bir sayfa açar. Elbette öğreneceğimiz çok şey var bu güzelliklerden. Kış çetin olup çok kar yağınca hayatın zorlukları için eğitir bizleri. Yüce dağların başına kar yağar. Kar çetin şartları hatırlatır, ancak kar yağdığında yüce dağların heybeti daha iyi anlaşılır. Diğer yandan karın sefalı yönleri de pek çoktur. Karlı bir kış gününde güzel olur kestane, sobanın fırınında pişen patates ve çaydanlıkta fokurdayan ıhlamur ve demli çay. Ancak bunların sefasını sürerken “Allah olmayana da versin” deyip geçip gitmez arkadaşımız. Her şeyin paylaşınca güzel olduğunu çok iyi tecrübe etmiştir bu hayatta çünkü.
Biz 80’ler kuşağı sabretmeyi, sabırla beklemeyi yaşayarak öğrenmiş olanların son temsilcileri sayılabiliriz belki. Çok beklerdik biz her şey için. Üniversite sınav sonucumuzu bile öğrenmek için çıkacak günlük gazeteyi saatlerce bekler, heyecanla ismimizi arardık sayfalarda. Şimdiki gibi internette bir tıkla iş bitmezdi yani. İşte çocukluğumuzun geçtiği bu 80’li yıllarda çok kar yağardı, boyumuzu aşardı, boyumuz ne kadardı ki zaten. Belki çocuk gözüyle çok yağdığını düşünürdük, ama günümüze kıyasla daha çok yağdığı yaygın kanaat. Ama şimdi olduğu gibi günler öncesinden alarm verilmez, kar tüm doğallığı ile çıkar gelirdi. Biz bir sabah uyandığımızda pencereden bakınca karın bize yaptığı sürprizle çok ama çok mutlu olurduk. Modern hayat ne çok şeyimize el koydu. Kar bile sürpriz yaparak gelemiyor. Sürprizler, hayaller olmadan mutluluk nasıl olacak bilemiyorum.
Bir arkadaşımın oğlu Seksenler dizisinin tekrarlarını izliyormuş ve annesine keşke 80’lerde yaşasaydım diyormuş. Demek ki bizzat yaşamasa da o samimiyet ekran başında bile cezbediyor. Bence kadir kıymet bilinen o dönemlerin yeni dizileri yapılmalı ve toplumsal hafıza muhafaza edilmeli. Neyse asıl konuya dönersek; Kar letafet ve incelik demektir. Nazlı bir dokunuş, sarsmadan sesleniş demektir. Göklerden yerlere inen rahmetin göz alıcı güzelliği, en güzeli hatırlatan aşk mesajlarıdır. Onu seyretmek sahibini kalbe düşürür, gönül diline aşina olanlara muhakkak çok özel şeyler söyler. Karla gelen rahmet ve sevgi gelip geçici değildir. Kar yerin derinlikliklerine nüfuz eder, baharda ve yazda türlü nimetlerle terennüm edebilmek için. Çocukluktan itibaren hayatımızda, anılarımızda kalıcı izler bırakır. Her taraf bembeyaz kristal gibi karlarla dolu olunca, evin dışındaki bu güzellik evlerin içine de sirayet eder, böyle olunca dost arkadaş sohbetleri, kitaplar okuma, ilim ve tefekkür için evin içi çok elverişli olur.
Kar arınmışlık hissi verir bizlere.
Hazreti Mevlana şöyle der bir sözünde: “Kar taneleri ne güzel anlatıyor birbirine zarar vermeden de yol almanın mümkün olduğunu.” Nazenin bir edayla inen kar taneleri gibi nezaket ve nezahatle davranabilsek birbirimize dünya ne güzel olurdu. Dostça, kardeşçe, birbirini incitmeden, birbirinin hakkına girmeden… Bolluk bereket için nasıl kar yağışına ihtiyacımız varsa, belki ondan daha çok Mevlana’nın bu bakış açısına ihtiyacımız var. Çünkü biliyoruz ki kul hakkındaki imtihan karlı kış şartlarından daha çetin.

Karların lapa lapa yağdığı uzun kış geceleri, ilimle meşguliyet yönünden de avantajlı bir ortam kazandırabilir bize. Evliya Çelebi Erzurum’da kış şartlarının zorluğunun ilim tahsili için elverişli ortama dönüştüğünü ifade etmiştir Seyahatnamesinde. O, kışın şiddetli ve uzun oluşundan dolayı Erzurum’u “ilim tahsil edilecek bir şehir” olarak tanımlıyor.
Biz karı çok özlüyoruz. Özlese o da gelir demeye fırsat kalmadı; bu satırları karlı bir Ankara gecesinde yazıyor buldum kendimi. Duygular karşılıklı…
Ataol Behramoğlu’nun şu dizeleriyle bitirelim:
“Beyaz ipek gibi yağdı kar
Bir kız kardan hafif yüreğiyle
Geçip gitti güvercinleri anımsatarak.”