Dispepsi sendromu, kamu yönetiminde oldukça sık yaşanan bir olgudur. Bu tür bir rahatsızlık kamu yönetiminin etkinliğini ve verimliliğini düşürmektedir. Ayrıca kurum ve kuruluşların çalışma disiplin ve düzeninin bozulmasına yol açmakta, çalışanların performansını düşürmekte, örgütsel iklimin kirlenmesine ve çatışmaların artmasına yol açmaktadır. Bu sendromun aşılabilmesi için kamu yönetiminde, yükselme ve terfi kriterleri ve standartlarının son derece iyi belirlenmesi ve bunların çok sıkı bir biçimde uygulanması gerekir. Türk kamu yönetiminde yükselme ve terfi etme kriterleri başarıdan ziyade belgelere dayandığı için, yanıltıcı olmakta ve yönetimde hazımsızlık sorunu bu yüzden oldukça sık yaşanmaktadır. Belgelere dayalı yönetici atanması ya da seçilmesinde yanlışlığı yoktur. Ancak sorun, belgelerdeki başarının, gerçekte mevcut olmaması sorunudur.
Kamu yönetimi, topluma hizmet etmek amacıyla hareket eder. Kamu yöneticileri de toplumun ihtiyaçlarını en hızlı en güvenli ve ucuz şekilde karşılamaya çalışmakla görevlidir. Kamu yönetimi, bir başka deyişle devlet hizmetine girmenin, yükselmenin ve yöneticiliklere atanmanın belirli kriterleri vardır. Özel kuruluşlardaki yönetim kademelerine atanma kriterlerinden oldukça farklıdır. Zira, kamu yönetiminde yükselme sırasında, hukuksal dayanaklarından ziyade, siyasi faktörler önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle yönetimde dispepsi meselesi, kamu yönetiminde oldukça sık görülen bir sendromdur ve çok çeşitli olumsuzluklara ve sorunlara yol açabilir. Bilindiği gibi dispepsi, genellikle tıp literatüründe kullanılır. Ancak zaman-zaman kamu yönetiminde bulunduğu yeri ve makamı içselleştirememiş ve onunla bütünleşememiş çalışanlar içinde kullanılır.
Dispepsi bir sağlık sorunu olup, nedenleri organik ve fonksiyonel olabilir. Bir başka deyişle dispepsi bir nedene bağlı olarak ortaya çıkabildiği gibi, nedeni belirlenemeyen faktörlerin etkisiyle de ortaya çıkabilir. Ve ciddi bir sağlık sorunudur. Örgütlerin de insanlar gibi sağlıklı ya da hastalıklı olmaları mümkündür. Dispepsi sendromu yönetim kademelerinde görülebildiği gibi yönetilenlerde de görülebilir. Dispepsiyi ister yönetici yaşasın isterse yönetilenler, sonuçta örgüte büyük ölçüde zararı dokunur. Zira her iki halde de hazımsızlığın örgüte ve çalışanlarına yansıması kaçınılmazdır.
Yönetim kademesinde hazımsızlık, genellikle kendini beğenme (erken doyma) herkesten önemli ve büyük görme (şişkinlik) şeklinde ortaya çıkabilir. Dispepsi, yaşayan yönetici bulunduğu konumu henüz tam olarak içselleştirememiş ve konumu ve makamıyla bütünleşememiştir. Gerek bilgi düzeyi gerekse psikolojik olarak o makama henüz hazır değildir. Bu nedenle de yönetim süreci içerisinde nerede ve nasıl davranacağını tam olarak bilemez ve ölçüsüz ve adaletsiz davranabilir. Bu tür bir yöneticiyle çalışan astlar yöneticinin hazımsızlığı sonucu üretmiş olduklarına uzun süre sessiz kalamazlar çalışma düzeni ve sistemi bozulur.
Diğer yandan çalışanlar da yeni atanmış olan yöneticilerini kabullenmekte zorlanabilirler. Bu durum yöneticinin yetersiz olmasından kaynaklanabileceği gibi kişilik yapısından da kaynaklanabilir. Hatta siyasi nedenlerden de ortaya çıkabilir. Çalışanların hazımsızlığı uzun sürerse örgütte çatışmalar ortaya çıkar ve çalışma barışı bozulur. Bu hazımsızlığın örgüt çalışanlarında tıbbî anlamda stres kaynaklı bir dispepsiye dönüşebilir. Gerek yönetim gerekse çalışanlardan kaynaklanabilecek bir dispepsi sendromu örgüte çeşitli ve ağır zararlara yol açabilir. Dispepsi sendromu yönetici bağlamında olduğu gibi çalışanların bulundukları konum bağlamında da ortaya çıkabilir. Hangi bağlamda ortaya çıkarsa çıksın bu sendrom örgüte dalga-dalga yayılır ve gerçek bir örgütsel dispepsiye dönüşebilir.