Yara sızlar, yara sızlar, Ok vurmuş yara sızlar, Yaralının halinden, Ne bilsin yarasızlar… Hoyratlar; Kerkük mahreçli olup, Irak Türkmenistan’ında ve Güneydoğu Anadolu bölgemizde söylenen, cinaslı kafiye ile biten halk ezgilerimizdir. Halk bütün duygu düşünce, acı, sevinç, hasret, sevda, inanç ve töresini kısa özlü ama bir o kadar da derinliğine ifade ederken, kendi şiirini oluşturmuştur.
Kimi yerde Hoyrat olan ezgi başka bir yörede Horyat olarak karşımıza çıkabilir. Kırşehirde Bozlak, Erzurumda Tatyan, Azerbaycanda Mahnı olur. Sonra coşar ırlanır,” türkü” olur. Coşar coşturur, horon olur, bar olur, halay olur, zeybek olur. Kısaca Türk’ ün ünlediği olur. Türk’ e hastır. Ünlemek sözü. söylemek, yada havalandırmak “sözün dillendirilmesidir…Türkü deyince;” Türk ün ya da sonundaki “n” harfini atarsak, Türkü olur.Türkü;Türklere hastır. Bu itibarla, “ Türkü=Türk’tür”. Bu itibarla “Türkü söyleyenler yada çığıranlar, daha özgün deyimle “Türkü çağırmak” Türk’ tür. Adriyatik’ten ta Çin denizine kadar Türküler söylenir, söylene durur. Bu geniş coğrafyada ; Türk ünlenir, Türk söylenir Türkülerle TÜRK anlatılr..
Dağa bakar, Derdimi size diyeyim dağlar der. Güzele bakar bakarda; ünledim Ayşe diye seslenir. Bazen asker yolu bekleyip günü güne ekler, bazen de aklını başından alan bir dilbere sevdalanır “Erzurum çarşı pazar leylim aman aman, içinde bir kız gezer “der de çığırmaya başlar, derinden derine bir ahh çeker … Sonra “ ahhh nenen ölsün” diye intizar eder.Dedik ya dolaşır türküler Türk ellerinde… Uzun hava olur Sivas’ta, Antepte dokuz oğuzlar aşireti mensuplarının gönlünden diline, Barak havası olarak akseder. Karadenizde Yol havası, Oturak havası, Horon havası olur, gönülleri birleştirir.
Bu coğrafyada yalnız Türk ünlenir, Türk söylenir, Türk nağmeleşir. “Selanik içinde selam okunur/ Selamın sedası da bre dostlar cana dokunur.” Ya da “Bir fırtına tuttu bizi deryaya kardı”…
“Fetheyledik deryaları elleri,Biz neyledik o koskoca elleri” diye sormaktan kendimizi alamayız. Hüzün sarar her bi yanımızı , gönlümüzde burukluk, kaybettiğimiz vatanın acısı, daha bir derinden yüreğimize oturur. Tuna’nın ezelden Türk diyarı olduğu gelir aklımıza. Sonra yiğit bir ses, “Estergon Kalası da bre d,lber aman, su başı durak, kemirir gönlümü bre dilber aman bir sinsi firak” diye gürleyince, mazimizin şanlı yadı, yüzümüze akseder. Kısaca sı “Türk’üz türkü çağırırız”..
Kazakistanlı şair “Şehid-i muazzez” Mağcan Cumabayevi hatırlarız. Dilimizden şu gayri ihtiyari dizeler dökülür:” Altay’ın altın günü nazlanarak, Gelende, sen pars gibi bir er olarak Akdeniz, Karadeniz ötelerine, Kardeşim gittin beni bırakarak”… Hüzün dolar gözlerime.Stalin in katlettiği Mağcanın hatırasında arkada gamda, hasrette bıraktığım kardeşimi dualarla anarım. Özbek şair Abdullah Arıpov’un “Til dil kilididir” diyerek ; “Ming yıllarca bübül kelamı, özgelerge yahlıt hemişe/ lakin şörlik totinin hali , özgelerge taklit hemişe”, dizeleri yıe ürkçemizi anlatan şiiri yüreğime su serper. Can Azarbaycan’dan, Köroğlunun seherinden bir selam alırım. Yiğitler yiğidi Kiziroğlu Mustafa Bey merhum Murat Çobanoğlunu hatırıma düşürür … Rahmet ve dualar dilimden dökülüverir bir anda. Sonra Sivas ilinden bir çobanın, Dağlar siz ne dağlarsınız, Kardan kemer bağlarsınız, Gül sizde, bülbül sizde, Siz ne derde ağlarsınız dizeleri gelir de, anlarım ki O topraktan öğrenip, kitapsız bilendir/Hoca Nasrettin gibi ağlayıp/Bayburtlu Zihni gibi gülendir/Ferhattır, Keremdir… O Türkün ta kendisidir. Adamın da hasıdır… “Bu kılıçlar iller fethi içindir, Bu kitaplar diller fethi içindir”.. Türküler mi; gönüller fethi içindir ki bu uğurda Cümle ozanlara saz verilmelidir…” Barak baba, sarı Saltuk orada/ Hacı Bektaş veli Taptuk orada/ Bir mübarek vatan yaptık orada/ Ki bir can dilerse yüz verilmeli./Kartal yuvasıdır Söğütte burçlar,/ Devletin zırhıdır sınırda uçlar,/ Gazi Osmanlara zağlı kılıçlar,/ Yunus Emrelere söz verilmeli…
Burası Anadoludur. Ozanlar yurdu, evliyalar adağıdır. Bir mübarek vatandır ki, kokusu ilahi misk-i amberdir. Peygamber aşkı kokar çünkü; “Şanlı kitap önderimiz/İman sancak gönderimiz kılınmıştır…Bu topraklar aşığın dilinden, sazın telinden, mürşidin gönlünden gıdasını almıştır ki, Türk kokar,türkü kokar , buram buram.
Kerkük dedikte, hoyratların, Fuzuli’nin gönlünden divanına gazel olup aktığını hatırladık..”Mende Mecnun’dan özge aşıklık istidadı var/Aşık-ı sadık menem, Mecnun’un ancak adı var. Fuzuli nin dilinde; Leyla ile Mecnun kainatın kaydrttiği en güzel şiir olumuş… Olmuşta ; mesnevide( Leyli-i Mecnun) Kays’ın kara savdası yla Fuzuli ilahi aşka erişmiştir.
Millet ozanların gönlünde tarih olur dillere dökülür adeta… Türkülerden öğreniriz Yemen?i/Öleni, kalanı, gidip de gelmeyeni… Ozan rind-i şeyda olur da Bursa’nın hoyrat ellerle uğradığı gadri, zulmü, hakareti duyarda sığındığı dergahtan seslenir. Seslenirde, intizarını bülbüle döker;” Sus ey bülbül! Matem senin değil, benim hakkım/ Asırlar var ki aydınlık nedir hiç bilmez afakım”…”Şarkın ben vefasız kansız evladı” derken, çuvaldızı kendine batırmaktan imtina etmez…” Asımın nesli diyordum, nesilmiş gerçek/ İşte Milletin namusunu çiğnetmedi, çiğnetmeyecek”… Türk varlığının geleceğinin; Asım’ın şahsında betimlenerek, ebediyete intikal edeceği müjdelenir bu dizelerde. Yiğit bir ses naralanır Çanakkale’den;” Yetiş ya Muhammed Kitabın elden gidiyor”…” Şehid-i Muazzez Miralay Fethi Bey “düşer yadımıza, düşerde dualar umman olur… Şu boğaz harbi ne midir?… Allah (c.c.) tarafından Alemlere Rahmet olmaya memur edilmiş son Peygamberi Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) Efendimizin cümle ervahı yanına alarak; ehl-i salibin son savletini kırmasıdır…Türk’ün kanla ve ateşle imtihanıdır.
“ Çanakkale içinde vurdular beni/ Ölmeden mezara koydular beni”… Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın. Hangi Fani şuhedaya helede Çanakkale Şehidine makber kazabilirki. “Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber/Bak sana aguşunu açmış duruyor Peygamber
Ozan intizarını akan nehirle paylaşmış; “Sen kıvrıl ben gideyim Son Peygamber kılavuz” derken, Necip Fazıl Kısakürek merhum; “Gir de bir bak ülkeme başsız başsız adamlar” diye kimi veya kimleri tarif etmiştir acaba Her dönem yok mu bu bayağı sefil yaratıklar…” Şu kopan fırtına Türk ordusudur ya Rabbi/ Senin uğrunda ölen ordu budur ya Rabbi/ Ta ki yükselsin ezanlarla müeyyed namın/ Galip et, çünkü son ordusudur İslam’ın”… O karanlık işgal günlerinde şairin duası, abitlerin, Salihlerin, mazlumların dualarıyla tevhid oldu… Oldu da Hazan ağlayan bahar, nevbahar oldu.. Rabbim semamızı , zeminimizi nura gark eyledi.. Allahın inayetiyle vatanımız kurtuldu… “ İstiklal harbinde biz bu vatanı/Başı başa vura vura kurtardık/ İnanmazsan git konuştur atanı/ Kara günler, göre göre kurtardık/ Sırrımızı yad ellere açmadık/ Serden geçtik, yurdumuzdan geçmedik/ Kurşundan, süngüden dönüp kaçmadık/ Göksümüzü gere gere kurtardık.”… Gönlüne sağlık Aşık Habib, ruhun şad olsun. Evimiz Obamız, dağımız, minaremiz, boynu bükük olmaktan kurtuldu…Semavatta Ezanlarım ız terennüm ediliyor çok şükür…” Ervah cümleten görür Allahuekberi /Akseyleyince arşa lisan-ı Muhammedi”…” Kendi gökkubbemiz altında, bayram saatlerinde, gökte kanat yerde ayak seslerini duyup ecdadın hayal ettiği öz mimari”, sanat, saz ve sözümüzün hoyrat ellerce yok edilmeye çalışıldığını görmenin ızdırabını gönüllerimizin ta derinlerinde hissederek, talihin azabıyla yaşıyoruz. Fakat çok sürmez yine şafak sökecektir.
İstanbul?u gözlerimiz kapalı dinlerken, bir semtini sevmenin bile bir ömre değeceğini terennüm eden,dönülmez akşamın ufkundan ebediyete intikal eden şairi azamı rahmetle anarak “Zannetme herkesin sözü bir mülke mal olur/ Bin yıl geçer de bir tek Yahya Kemal olur”… dizeleri dudaklarımızdan gayrı ihtiyari dökülüveriyor. Sonra bir haber Kerkük te patlama… Kollarım iki yana düşüyor…” Kerkükem fener Kerkük/ Mum kimin yanar Kerkük/ Yağ bitti fitil galdı/ Korkaram söner Kerkük” Dualar umman oluyor. Ey alemlerin Rabbi Kerkügümü hoyrat ellerden koru…Yarabbim Koru Kergüğü …Koru Allahım Hoyratlarımız susmasın…
İstanbul’u düşünüyorum, hala Türk, hala İslam… hala bizim. Her zaman bizim… “İstanbul gecesi sümbül kokan/ Türkçesi Bülbül kokan İstabul, İstanbulumuz…Ne güzel, ne güzel… “Hayran olarak bakarsınızda, hülyanızı fetheder bu hali/ Beş yüz sene sonra karşınızda İstanbul?un fethinin hayali”…
“Gecenin zifiri karanlığında gasle şiirin hası,/ Ayak sesinden tanırım/ ne zaman bir köy türküsü duysam / Şairliğimden utanırım”… “ Ah bu türküler, Köy türküleri,/ Ana sütü gibi candan, ana sütü gibi temiz/ Kiminin reyhasından geçilmez/ Kimi zehir, kimi zemberek gibié…
Bir vatana sahip olmanın Türk Milletinin mensubu olmanın, Bir Müslüman Türk olmanınne büyük zenginlik olduğu bir defa daha beynimden dilime inip söz olup kulaklarımda çınlıyor: Canı cananımı alsın da Hüda Etmesin beni tek vatanımda cüda…