Bilindiği gibi şu anda YÖK kararıyla tüm lisans programlarına Girişimcilik dersi konuldu.Her zaman olduğu gibi yine işi emir ve talimatla kolayca çözmeye çalıştık ya da çalışıyoruz.Bu tür meseleler maalesef kanun maddesi ya da birkaç saatlik dersler koymakla olmaz,olamaz. Girişimcilik bir ruh işidir ve bu ruh ana kucağında başlar; ana sınıfında devam eder.İlk ve orta öğretim de çocuğun yeteneklerini geliştirmesi için özgür bir ortam oluşturulur. Buortam karşılıklı sevgi ve saygının yoğun bir biçimde yaşandığı bir iklime dönüştürülür.Üniversiteler ise çocuğun girişimcilik ve yenilikçilik yeteneklerini tamamıyla gösterdiği ya da
gösterebildiği alanlardır. Ancak böyle bir eğitim sisteminde özgüveni gelişen gençlerimiz,ülkesine ekonomik değer katabilecek yenilikleri benimseyebilir ve girişimcilik ruhu güçlenir.Eğitim sistemi çocuklarımızın bütün yeteneklerini öldürmektedir. Çocuklarımızı hiçbir eğitim müfredatına tabii tutmasanız, yalnızca okuma ve öğrenme sevgisi verseniz, daha bilgili daha özgüvenli daha girişimci ve özgüvenli olacaklardır. Buna yürekten inandığımı ifade etmek isterim.

Bilindiği gibi girişimcilik yenilikçilikle at-başı gider. Yani girişimci insan yenilik yapmaya ve bunu işinde kullanmaya yatkın ve heveslidir. Ancak kamu yönetiminin bu yenilikçi girişimleri hem maddî hem de manevî bakımdan desteklemesi gerekir. Öncelikle toplumsal kültürün, değerlerimize uygun yeni baştan yaratılması elzemdir. “Eski köye yeni adet getirme”; “Akşam –akşam icat çıkarma” atasözlerini doğuran kültürü dönüştürmek ve değiştirmek lazımdır.

Eğitim yöntemi; sürekli soran, sorgulayan, öğrenen ve öğrendiğini hayata geçirmeye çalışan çocukları desteklemelidir. Çocuklarımızın büyük bir bölümü sınıf içinde soru
sormaktan ve fikrini açıklamaktan adeta korkmaktadır. Neden? Çünkü sorup, sorguladığında veya fikir beyan ettiğinde hep azarlanmış, aşağılanmış ya da küçük düşürülmüştür. Hem ailede hem okulda hem de toplumda… Hep başkaları yapmış o seyretmiştir. Ailede başlamış bu oyun ve okulda devam etmiş; evde hiçbir sorumluluk verilmemiş; okulda dersleri öğretmeni anlatmış, o dinlemiş; katılımı istenmemiştir. Biraz hareketlense katılmak istese sürekli bastırılmış; okul yeteneklerini sergileyeceği yer olmaktan çıkıp, itaat ve biat kültürünün aşılandığı alanlar haline gelmiştir. Şimdi bu çocuk susmasın da ne yapsın? Hep birilerinden
bir şey istemiş ya da beklemiş gençlerin devleti ekmek kapısı olarak görmesi doğal değil mi?

Demem o ki! Lütfen aklımızı kullanalım ve artık herhangi bir problemi çözmek için yasalara madde ilave etme ya da yukardan emir ve talimat gönderme gibi geçersiz ve anlık tepkileri bırakalım… Geçersiz usul ve yöntemler binlerce kez denense aynı sonucu verir.Başarı için alın teri, göz nuru ve emek gerekir. Hiçbir başarı kolay-kolay elde edilemez.Edilseydi zaten kıymeti olmazdı…
Öncelikle şunu bilmemiz lazım; insan davranışlarında değişiklik yaratmak öyle sabahtan-akşama olacak bir şey değildir…
Ve eğitim ciddi bir iştir!..