Ben bildim bileli Doğu Türkistan’daki zulüm devam eder; ancak nedense ülkemizde bu zulmün yankıları Filistin meselesi kadar yankı bulmaz. Bunu anlamakta zorlanıyorum. Çin güçlü bir ülke, bu nedenle ilişkilerimiz bozulmasın mı istiyoruz? Sessizliğimiz kabullenmeden değilse korkudan mı beceriksizlikten mi kaynaklanmaktadır? Bilmiyorum! Ama Çin’in İsrail’den kalır bir yanının olmadığını biliyorum. Kime ve neye göre tavrımızı belirliyoruz? Anlamıyorum!.. Türk Cumhuriyetleriyle ilgili politikamızın işlerliğini görmek ve hissetmek istiyorum. Dünya artık meselelerini geleneksel savaş yöntemleriyle çözmeyi çoktan bırakmış durumda, her gecen gün, yeni yol ve yöntemler devreye girmektedir. Haklı davanızı dünya kamuoyuna iyi anlatmak gerekiyor; güçlü değilseniz haklı olmanız da yetmiyor.

Doğu Türkistan’ın gündeme gelmesi için illa ki uydu görüntülerinin yayınlanması mı gerekiyor? Ya da İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün Uygur Türklerinin Çin yönetimi tarafından sistematik insan hakları ihlallerine maruz bırakıldığını açıklaması mı gerekiyor? Ya da ABD demokrasi ve insan hakları sorumlusu devlet bakanı yardımcısının (Scott Busby) Senatoda; “ABD hükümeti Nisan 2017’den bu yana Çin’in 2 milyon üzerinde Uygur, etnik Kazak ve diğer Müslüman azınlıklara mensup kişilerin kamplarda tutuklandıklarını değerlendirmektedir” demesi mi gerekiyor?

Çin Doğu Türkistan’ın kaynaklarını sömürüyor. Sosyalizm marşıyla yola çıkanlar kapitalizmin ilkelerine sarılmış durumdalar. Çin Doğu Türkistan’ı, Rusya diğer Türk Cumhuriyetlerini, ABD tüm dünyayı sömürmeyi sürdürüyor…

Çin Halk Cumhuriyeti’nin 6 özerk bölgesinden birisi olan Sincan-Uygur Özerk Bölgesi (Doğu Türkistan) 1960 yılından beri devam eden dinî-etnik çatışmaların yaşandığı bir bölgedir. Doğu Türkistan, yaklaşık 1.6 km² alandan oluşur ve bu bölge Çin Halk Cumhuriyeti’nin topraklarının 1/6’sını oluşturur. 1933’te ilk, 1944’te de Sovyetler Birliği’nin desteğiyle ikinci Doğu Türkistan Cumhuriyeti kurulmuştur; ancak, Ocak 1949’da Çin Halk Kurtuluş Ordusu, Sincan’ı işgal etmiş ve İkinci Cumhuriyete son vermiştir. Rusya ile Çin arasında kalan bu bölge, iki devletin hâkimiyetlerini genişletmeye çalıştığı bir alan haline gelmiştir.

Çin’in değişik yerlerinde ve Sincan bölgesinde gerçekleşen saldırıların ardından bu eylemlerden Uygurları sorumlu tutan Çin, 2014 yılından itibaren “teröre karşı halk mücadelesi” adı altında yeni bir süreç başlatmıştır. Uygurlara yönelik kültürel ve dinî kısıtlama ve baskılar 2009 yılından itibaren giderek hız kazanmıştır. 1 Ekim 1955’de özerklik statüsü verilen “Sincan Özerk Bölgesi”nin başkenti Urumçi’de 5 Temmuz 2009 yılında yaşanan katliamda, Çin kaynaklarına göre 200, Uygur kaynaklarına göre ise en az 5 bin kişi öldürülmüştür…

Kardeşlerimizin umuduyuz ve bu umudu boşa çıkaramayız. Öncelikle sosyal ve kültürel bağlarımızı kuvvetlendirmek için önemli projeler üretmek ve kaynaklar ayırmak zorundayız. Türk Cumhuriyetleri arasında dil ve kültür birliğini sağlamak için el birliğiyle çalışmalıyız.

Türk Cumhuriyetleri arasındaki bağları güçlendirmedikçe, güçlerini birleştirmedikçe bize rahat ve huzur yoktur; güçlü bir Türkiye ancak Türk Cumhuriyetlerinin işbirliği ve dayanışmasıyla yaratılabilir. Ama Rusya, Çin ve ABD müsaade ederse tabii… Bütün mesele onlara rağmen bunu yapabilmektir…

 

Kaynakça
1- https://tr.euronews.com/2019/01/05/uygurlara-cin-iskencesi-dogu-turkistan-da-neler-oluyor (27 Mart 2019).
2- https://www.mepanews.com/dogu-turkistan-tarihinin-ozeti-ve-cin-isgali-8917h.htm (27 Mart 2019).
3- https://www.stratejikortak.com/2017/01/uygur-turkleri.html  (28 Mart 2019).