Eşitlik nedir? Bu sorunun cevabı kolay gibi görünüyor. Ama değil; felsefi anlamda pek çok cevabı var; bu sorunun. Mutlak eşitlik, imkânsızdır. Pek çok şey gibi eşitlik de göreceli bir kavramdır. Herkes kanunlar önünde eşittir. Ancak, bireysel farklılıklar nedeniyle hiçbir şey birbiriyle mutlak olarak eşit değildir. Evet! İnsan olarak aynı haklara sahibiz ama o hakları kullanmakta eşit miyiz? Zira o hakların sosyal hayatta, yani gerçek hayatta kullanılması pek çok şeyin varlığına bağlıdır. Bir hakkın var olmasından daha çok o hakkı kullanabilme imkânına sahip olmak önemlidir. Onu kullanma imkânına sahip değilsek, Bir hakkın kâğıt üzerinde, yani yasada mevcudiyetinin çok fazla bir anlamı yoktur.

Sürekli değişen hayatın içinde insanoğlu değişime direniyor. Ama hayatı ve tarihi şekillendirense hep güç olagelmiştir. Doğru güçlünün dediği; yanlışsa onun söylediğidir. O halde doğru ve yanlış da göreceli bir kavramdır. Doğruları güçlüler söyler, yanlışlarsa zayıflara kalır. Tarihten bu yana güç erkeklerde olagelmiştir. Kadınlarsa kaba kuvvetten yoksun oldukları için hep erkekler tarafından ezilmiş ve köle gibi kullanılagelmişlerdir. Erkekler, bunun psikolojik ve sosyolojik dayanağını da kimi zaman dinden kimi zaman töreden almışlardır. Kadınsa güçsüzlüğünü ancak aklıyla telafi etmeye çalışmıştır. Bu yüzden de aklından çok kas gücünü kullanan erkek, kadını şeytanlıkla suçlamıştır. Zira onun ince zekâsını kötülemenin başka bir yolunu bulamamıştır.

Kadına göre daha güçlü bir yapıya sahip olan erkek, çıkarları söz konusu olduğunda gücünü konuşturmaktan çekinmemiştir. Erkekler arasında da güç ilişkileri sürmüş gitmiştir. Bu ilişkiler çerçevesinde gücünü ve egemenliğini kabul ettirebilmek için erkekler çoğu zaman kadınları kullanmışlardır. Bazen de kadınlar erkeklerin gücünü kendi amaçları için kullanma becerisini gösterebilmişlerdir. Tarihte bunun pek çok örneği var. Ancak, genelde güçlülerin savaşı erkekler arasında olmuş, iktidar erkekler arasında süregelmiştir.

Unutulmasın ki güç her zaman iktidar olmuştur. Demokrasi ve insan haklarındaki gelişmeyle birlikte güç ilişkileri değişmiş ve erkekler kadınların da iş hayatına atılmalarını ve sosyal hayata karışmalarını kabul etmek zorunda kalmıştır. Ama hala toplumsal rolleri dağıtan ve toplumu şekillendirmeye çalışan erkek egemenliğidir.

Kadın haklarını dile getirirken neden erkek haklarından bahsedilmez. Zira, erkeklerin tarih boyunca böyle bir derdi ve sorunu olmamıştır. Onların mücadelesi kendi aralarındadır. Ve bu şiddetli mücadelede kadınları da kullanmaktan geri durmamışlardır. Kadına haklarını verecek olan kim? Erkek! Onun insafı kadar hak ve özgürlük!

Erkek egemen iktidar sahipleri, insan hakları ve demokrasi adına kadınlara pek çok hak vermiş ve tanımış gibi yapıyor; ancak hala asıl gücü ve yetkiyi ellerinde tutmaktadır.  Onları erkeklerin güçlerini göstermek için uğraştıkları alanlara yönelterek, erkeklerden bir eksikleri olmadığını ve her işi yapabileceklerini onlara inandırarak gerçek hedeflerinden saptırmak ve yozlaştırmak istemektedir. İşte kadınların durup düşünmesi gereken nokta da burasıdır. Yani, hangi işi yapacaklarına erkeklerin değil kendilerinin karar vermesi gerektiğini erkeklere kabul ettirmelidirler. Her işi kadın yapabilir mi? Hayır! Her işi erkek yapabilir mi? Ona da hayır? O halde kadınların ya da erkeklerin yaratılışına uygun olan ya da olmayan işler var. Yani yeteneklerini uygun işler yapmaları gerekirken, onların anlamsız işlere sürüklenmeleri onlara bir çeşit zulmetmekten farklı bir anlam taşımaz. Ve bu tilkiliği yapanlarda yine erkeklerdir. Bunları yaparken de yine bazı kadınları kullanabilmektedirler.

Günümüzde kadınlar pek çok erkek gücü isteyen, sert ve kaba iş ve mesleklerle iştigal etmeye başlamıştır. Bu uğraş onların kadınlık özelliklerini bozmuş ve erkekleşmelerine yol açmıştır. Bu sürece imrenen pek çok erkek de özellikle kadınsı işlere dalmış ve erkeklik özelliklerini kaybetmeye başlamıştır.

Demem o ki erkekler ve kadınlar pek çok işi yapabilirler ancak öyle işler vardır ki yalnızca erkeğin ya da kadının fıtratına uygun düşer. O işi kadına yaptırdığınızda onun özelliklerini ve güzelliklerin bozarsınız. Yani onun tabi hayatına ve becerisine müdahale ederken ona zulmetmiş olursunuz.

Kadınlar kendilerini ispat etmek uğruna bu tür gereksiz işleri yapmaktan kaçınmıyor. Ancak inanıyorum ki bu faaliyetin altında yine bir erkek yönlendirmesi ve şekillendirmesi yatmaktadır.

Hülasa kadınların artık kaba-saba sporları ve işleri yapmaktan vazgeçmeleri gerekir. Erkek işi olduğu için değil, kaba, çirkin, sert, haşin ve kadına yakışmadığı için bırakmalılar. Kadının naifliğine ve zarafetine yakışmayan hiçbir işi ya da mesleği kadınların kabul etmemesi gerekir. Kadınlar özgürleşiyoruz derken, erkekleşmemeliler.

Kadın ve erkek muhteşem bir sistemin ayrılmaz iki güzel parçası iken birbirlerinin rollerini çalmaya çalışmalarının hiçbir anlamı yoktur.