Çocuk istismarı gibi önemli bir sorunla karşılaşıldığında hemen hukukî yaptırımların, yetersizliği gündeme gelir. Keşke, mesele o kadar basit halledilebilir olsaydı! Ama ne yazık ki bu tür sorunların çözümü böylesine kolay değildir. Sorunun çözümü için pek çok kurum ve kuruluşun işbirliği ve güç birliği yapması gerekir. Bu toplumsal olayın, bilinçli ve bilgili bir toplum yaratılmadan çözülmesi mümkün değildir. Kamu yönetimi, bu bağlamda planlı, programlı ve uzun vadeli bir çalışmayı organize etmeli ve uygulamalıdır. Yeni yasal düzenlemelerin getirilmesi gereklidir; ancak yeterli değildir. Bu tür düzenlemeler, meselenin çözümlenmesinde sadece ufak bir iyileşme sağlar. O kadar! Türk Ceza Kanunu’nda yer alan yaptırımların eksik olduğu söylenebilir; ancak yetersiz olduğu söylenemez. Asıl mesele yasaların ve yaptırımların uygulanmasıyla ilgilidir. Bir başka deyişle konuyla ilgili adlî sistemin işleyişinde önemli sorunlar vardır.

Çocuk tacizi, kamu sağlığını ve düzenini bozan ciddi ve önemli bir sorundur. Kimdir bu feci olaylardan sorumlu olan? Herkes! Tüm toplum; bir başka deyişle tüm yetişkinler ve çocukla iletişim halinde bulunan bütün bireyler. Sorunu yalnızca kamu yönetimine atarak, kurtulamayız. Her şeyi devletten bekleyemeyiz. Zaten devlet denilen mekanizmayı da bizler oluşturmaktayız.

Kamu yönetiminin burada yapacağı en büyük hizmet; bu konuyla ilgili büyük bir eğitim seferberliğine başlaması ve ciddiyetle sürdürmesidir. Zira, mevcut yasaların layıkıyla uygulanmasıyla, sorunun çok büyük bir bölümü çözülecektir.

Başta anne-babalar olmak üzere, güvenlik güçleri, sosyal hizmet mensupları, psikologlar, psikiyatrlar, adlî tıp uzmanları, hâkimler ve savcılar olmak üzere, toplumsal bilinçlenmeyi eğitimle sağlamak gerekir. Şimdi size, çocuk istismarı ile ilgili hukukî yargılama sürecinde yaşanan olaylardan birkaç örnek vermek istiyorum:

“İzmir’in Karabağlar ilçesinde, öğrencisini taciz ettiği suçlamasıyla yargılanan öğretmen, önce artırım yapılarak 22 yıl 6 aylık bir ceza öngörüldü, daha sonra iyi hal indirimi uygulanıp, ceza 18 yıl 9 aya düşürüldü. Mağdur ailenin avukatı; ceza takdiri üst sınırdan yapılmamış, üstelik duruşmadaki hal ve tutumu göz önünde bulundurularak, takdiri indirim de uygulanmıştır. Sonuçta; 39 yıla kadar hapis cezası verilebilecekken, 18 yıl 9 aylık hapis cezasına hükmedilmiştir; ifadesini kullanmıştır.”[1]

“İzmir’in Urla İlçesi’nde görev yaptığı lisede 11 kız öğrenciye cinsel taciz ve istismar da bulunduğu iddia edilen edebiyat öğretmeni İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 142 yıl hapis cezası istemiyle yargılandığı davada, Cumhuriyet Savcısı mütalaasını sundu:

Sanığın tutuklu kaldığı süre ve yeni yapılan düzenlemenin sanık lehine sonuç doğurma ihtimali bulunması nedeniyle tahliyesini talep etti. Mahkeme heyeti, sanığın ikametgâhı bulunduğu ve delillerin büyük oranda toplandığı gerekçesiyle, oy çokluğuyla tahliyesine karar verdi. Sanık, Akhisar’da aynı suçtan 15 yıl hapis cezası aldığı dava dosyasının Yargıtay da olması nedeniyle cezaevinden çıkamadı.”[2]

2014 tarihli TBMM Mağdur Hakları İnceleme Komisyonu Raporu’nda yer alan, cinsel istismara maruz kalan (babası ve üvey anne beraat etmiştir) 9 yaşındaki EÖ’nün dayısı TŞ. Komisyon huzurunda konuyla ilgili şunları dile getirmiştir:[3]

“Eğitimli olmanız bir şeyi değiştirmiyor. Hâkim hem pedagog hem psikiyatr hem de sosyolog oluyor. Çocuk İzleme Merkezi’nin amacına baktığınızda, çocuğu bir daha dinlememe vardır. Tamam, onu es geçtin dinledin. Yasa der ki: Sen çocuğu dinleyeceksen bunu görüntülü kayıt altına alman gerekir. Bu kendiliğinden olması gereken bir şeyken,  burada talep ediliyor; reddediliyor ve görüntülü kayıt altına alınmıyor; bunu da geçtim… Olayda mahkeme heyeti başkanı salona girer girmez, salonda çocuğun tanıdığı kimler varsa hepsini azarladı. Mahkemenin bizzat atadığı psikologu azarlayıp çocuktan uzaklaştırdı. Çocuğa bağırıp; çocuklar çocukluğunu bilmeli, diye korkuttu… Kısacası Kanun’da yazılı çoğu kuralı uygulamadı…”

Bu tür örnek olaylar bize, cezaların yetersiz olduğunu değil, ilgililer tarafından iyi uygulanmadığını ya da uygulanamadığını göstermektedir. Mesele toplumsal bilinçlenme meselesidir; olaylara rasyonel ve kararlı bir şekilde yaklaşılmalıdır. Konuyla ilgili yeni çıkarılacak olan yasanın en iyi tarafı, belli bir yaşın altındaki çocuklarda, cezaların artırılması ve çocuklara karşı cinsel tacizlerde iyi hal indiriminin kaldırılmasıdır. Bu tür yaklaşımlar gereklidir; ancak yeterli değildir. Sorunun asıl çözümü toplumun topyekûn bir eğitim sürecinden geçirilmesi ve uygulamadaki sıkıntıların giderilmesidir. Kısa sürede etkili olacak tedbirler tabiî ki alınmalıdır. Lakin temel çözümün yolu, uzun vadeli, planlı ve programlı bir eğitim sürecinden geçmektedir.

Suçları, cezaları artırmak suretiyle önlemek ya da azaltmak mümkün olsaydı, oldukça kolay olan bu yöntemi pek çok ülke anında yasa çıkarmak suretiyle yapabilirdi. Hâlbuki sorunun çözümü bu kadar basit değildir. Cezaları istediğiniz kadar artırın, eğer toplumsal bilinçlenmeyi eğitimle sağlamazsanız, bu konuda başarılı olamazsınız.

Cezaların kaçınılmazlığı, pek çok suçu önleyebilir. Zira, bazı suçları işleyenlerin, (çocuk istismarında olduğu gibi) vicdanlarının olmadığı ve hiçbir kutsal değerin onları bu tür bir suçu işlemekten alıkoymadığı çok açıktır. Yakalanma ve cezalandırılma ihtimalleri azaldığı ölçüde, suça meyilli insanların suç işleme oranları yükselir.

Ünlü İtalyan hukukçusu Beccarai’nın çok ünlü bir sözü vardır: “Suçu önlemenin en etkili yolu; cezaların ağırlığı değil, kaçınılmaz olmasıdır.”[4]


[1] http://www.gazetevatan.com/ogretmene-tacizden-18-yil-hapis-1145016-yasam/  (ET: 2 Mart 2018).
[2] http://www.internethaber.com/11-ogrenciyi-taciz-eden-ogretmen-cikti-694988h.htm (ET: 2 Mart 2018).
[3] https://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/docs/2014/magdur_haklari_incelemeraporu.pdf (ET: 2 Mart 2018).
[4] Cesare Beccaria, Suçlar ve Cezalar Hakkında, Çev. Sami Selçuk, 5. Baskı, İmge Kitabevi, Ankara, 2015.