Tarihi derin köklere ve geçmişe sahip olan Çin günümüzde ABD’nin korkulu rüyasına dönüşmüş durumda. Neden? Çünkü sosyalizm uygulamalarından vazgeçip kapitalist uygulamalara başladığı günden beri inanılmaz bir hızla ekonomik ve teknolojik olarak büyümekte ve gelişmektedir. Amerika bilindiği gibi dünyada ancak Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarından sonra söz sahibi olmaya başladı. Bir başka deyişle Avrupalı Devletlerin birbirlerini yemeleri onun işine yaradı ve onu ekonomik ve siyasi bakımdan güçlendirdi. Aradan henüz yüzyıl bile geçmeden bu tahtı ciddi bir sarsıntıyla karşı karşıya kalmış durumdadır. Bir yandan Rusya-Çin ve Hindistan’ın oluşturduğu blok, diğer yanda ABD ve Avrupa’nın bazı ülkelerinden oluşan bir başka ekonomik ve siyasi blok yer almaktadır.  Bunlara artık komünist ve Kapitalist bloklar diyemiyoruz. Zira, artık sosyalizmin kurallarıyla ekonomik gelişme olamayacağını Çin’de Rusya’da anlamış durumdalar.  Onların da ekonomik politikaları büyük ölçüde Kapitalist ilkelere dayanmaktadır.

Pusula, barut, matbaa, ipekten kâğıt yapımı gibi önemli buluşlar ilk kez Çin’de ortaya çıkmıştır. Yani Çin medeniyetin beşiklerinden birisidir. MÖ. 1500’lü yıllarda kendilerine özgü yazıyı kullanmaya başlamışlardır. Bugün Çin’e uyanan dev denilmesinin sebebi geçmişte yaratmış olduğu medeniyettir. Bir başka deyişle tarihin belli bir döneminde Çin çekim merkezi olmuştur.

Uzun süren bir kaos ortamından sonra, 1949 yılında Çin Halk Cumhuriyeti kurulmuş ve Mao Zedong liderliğindeki komünist rejim iktidara gelmiştir. Sovyet tipi planlı ekonomik modeli benimseyen Çin’de 1953 yılında ilk kalkınma planı yürürlüğe girmiştir; bu süreçte Sovyetler Birliği’nin önemli desteklerini görmüştür. Ancak, Çin sosyalizmin çıkar yol olmadığını Sovyetler Birliği’nden önce görmüş ve açık kapı politikasını, yani sosyalist piyasa ekonomisini, benimsemiştir.

Çin’deki planlı dönem, verimsizlik, kaynak israfı, yetersiz ve yavaş teknolojik gelişme gibi sorunların altında kısa bir süre içinde çökmüştür. Soğuk savaş döneminde uygulanan Amerikan ambargosu ile Mao Zedong’un içe dönük politikaları, Çin’in dünya ticaretinden kopmasına yol açmıştır. Kaynakların büyük bir kısmı ağır askerî harcamalara ayrılmış; Mao’nun Büyük Hamlesi (1957-1960), ülkede kıtlık yaşanmasına yol açmıştır; yaklaşık 30 milyon kişi açlıktan ölmüştür.[1] Bu hamlenin ardından 1966-1976 Kültür Devrimi’ni başlatmış; ancak bu da büyük bir başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Nihayet Mao, 9 Eylül 1976 yılında ölünce Çin’in kaderi değişmiştir. Mao öldüğünde Çin’de kişi başına düşen milli gelir 126 Doları ve Çin’in dünya ticaretindeki payı %0,4’dir.

Mao’nun ölümünden sonra, Deng Xianoping’in liderliğini yaptığı generaller bir darbe ile Mao’nun eşi Jiang Qing ve yandaşlarını tutuklamış ve “Dört Modernleşme” adı verilen yeni bir değişim programını yürürlüğe koymuşlardır. “Zenginleşmek şereflidir” sözüyle tarihe geçen Deng, Çin’in yeni yüce önderi olmuş; 1978’de “Açık Kapı Politikası” ile yabancı yatırımcılara kapıları açmıştır. Deng, “mademki fareleri yakalıyor o zaman kedinin siyah ya da beyaz olması hiç önemli değil” diyerek kapitalizme bakışını dile getir. Çin tarihine bakıldığında; Deng’ten fazla değişim yapan pek az kişi sayılabilir.

Mao’nun başkanlığından iki kere tasfiye edilen Deng, ülkeyi yönetmek için politik güvenilirliğin ne denli önemli olduğunu anlamıştır. Sadece beş yıl sonra Çin ekonomisindeki değişim inanılmazdır. Deng, “sosyalizm fakirlik demek değildir” felsefesiyle reform programına girişir ve Çin, kapitalizme kucak açar ve piyasa ekonomisine geçer. Çin ekonomisi, 2003 yılında planın dondurulduğu 1985 yılına göre, dört katından daha büyüktür. Çin, ülkesine davet ettiği yabancı yatırımcılardan modern üretim ve iş tekniklerini öğrenir. 1978 yılından bu yana ekonomik reformlarla dış dünyaya açılan Çin 11 Aralık 2001 tarihinde de Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olmuştur.

1990 yılında Çin küresel ticarette küçük bir balıktır. ABD ve Almanya, Çin’in yaklaşık on katı fazla ihracat yapmaktadır. Ancak, 2009 yılına gelindiğinde Almanya, (%11 artışla) 1 trilyon 465 milyar dolarlık ihracatıyla Dünya birincisiyken Çin, (%17 artışla) 1 trilyon 428 milyar dolarlık ihracatıyla rakibine iyice yaklaşmıştır. Çin yaptığı ihracatıyla bu alanda ABD’yi geçmiştir. İthalat devi olan ABD’nin ihracatı ise; (%12 artışla) 1 trilyon 301 milyar dolardır. Çin 2017 yılında dünyanın en büyük ihracatçısı konumuna ulaşmıştır. İhracatı bir önceki yıla göre; %7,9 artarak 2 trilyon 260 milyar dolara, ithalatı da %15,9 yükselerek 1 trilyon 840 milyar dolara ulaşmıştır. Çin’in aynı yıl 443 milyar dolar ticaret fazlası vardır; ABD aleyhine verdiği ticaret fazlası ise %8 artmış ve 275 milyar doları bulmuştur. Dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı unvanı da 2017’de ABD’den Çin’e geçmiştir.

Uzun yıllar sosyalist bir anlayışla yönetilen ve yoksulluktan bir türlü kurutulamayan Çin, Sosyalizmi terk edip, yavaş-yavaş kapitalist sistemin prensiplerini uygulamaya başlayınca tekrar güçlenmeye ve gelişmeye başlamıştır. Sosyalizmden geri dönüş yapmasıyla birlikte, son 30 yıldır, muazzam bir ekonomik performans gösteren Çin, artık küresel bir siyasi güç haline gelmiştir. Nüfusu 2017 rakamlarıyla 1.386 milyardır. Amerika Birleşik Devletleri’nin ki ise yaklaşık 326 milyondur.

Çin inanılmaz bir hızla gelişmekte ve büyümektedir. Ayın görünmeye yüzüne uydu göndermekte ve akıllı robotlar üretmektir. Çin ekonomik bakımdan büyük bir güçtür. Ama bu gücü oluşmasını teknolojik ve bilimsel çalmalar desteklemektedir. Çin malları bütün dünya pazarlarını etkilemekte ve ülkeler Çin mallarına kota koymaktadır. Avrupa ülkelerinin pek çoğu bu kotayı doldurmakta ve Çin mallarını Türkiye üzerinde ithal ederek bu kotayı delebilmektedirler. Zira ucuz Çin mallarına büyük bir talep vardır. Diğer yandan ülkemizden de pek çok işletme ve yatırımcı, iki ülke maliyetleri arasındaki inanılmaz ve büyük farklılıktan dolayı, Çin’de üretim yapmayı tercih etmektedir. Çin’deki dış yatırımların yarısını ABD ve Japon şirketleri oluşturmaktadır.

Hülasa, Çin dolu-dizgin gelip sahadaki yerini almıştır. Çin, dünyamızdaki Bilimsel, ekonomik, sosyal, kültürel pek çok şeyi değiştirecek gibi görünüyor. ABD’nin bütün kaygısı ikinci plana düşme korkusundan kaynaklanmaktadır. Gelecek on yıllarda, şimdi İngilizce okuyup yazmanın marifet sayıldığı gibi Çince okuyup-yazmanın ve konuşmanın marifet sayılacağı günler çok uzak gibi görünmüyor.


[1] Bu sayı kaynaklara göre 10-60 milyon arasında değişmektedir. 30 milyon Çinli yetkililerin kabul etmiş olduğu sayıdır.