Yaklaşık bir asır önce Çanakkale Deniz Zaferi kazanılmış, büyük bir destan yazılmıştı. O destanı yazanlar Türk, Kürd, Arap, Boşnak, Laz, Çerkez ve daha niceleriydi. Hepsi Haçlı ruhuyla saldıran düşmana karşı tek vücut olmuş bu toprakların evladı olup gönüllerinde İslâm mayası vardı. O gün yazılan destan ve kazanılan zafer, bir ölüm kalım mücadelesiydi. Bu yüzden İstiklâl şairimiz Âkif, Çanakkale yiğitleri ile Bedir’de savaşan müminler arasında bağ kurmuş ve onlara benzetmiştir. Tarihi zaferlerle dolu olan şanlı ordumuz Çanakkale’yi geçilmez yapmış, hem onurunu hem de vatanını çiğnetmemişti emperyalistlere.

Birinci Dünya savaşında Çanakkale geçilmemişti, ancak asırlarca bir arada yaşadığımız birçok parçamız bizden koparılmıştı. Balkanlar’dan Batı Trakya’ya, Batum’dan Şam’a ve Irak’ın kuzeyine kadar birçok vatan toprağı sınırlarımız dışında bırakılmıştı. Etle tırnak olduğumuz, kader birliği yaptığımız, asırlarca bir arada yaşadığımız insanlarla ayrı düşmüştük ve koparılmıştık birbirimizden. İlginç tevafuk olsa gerek, tam da bir asır önce ayrı düştüğümüz aynı topraklara şanlı Türk ordusu tekrar girerek büyük bir başarıya imza atmış oldu. Bugün şanlı ordumuz Afrin’de, ama sadece ve sadece barışı gerçekleştirmek ve kendi bekası ya da güvenliğini temin etme için. Çanakkale’den sonra Anadolu barış yurdu olmuştu, ancak bizden koparılan parçalarımızda kan ve gözyaşı hiç eksik olmadı ve yakın gelecekte de dinmeyecek gibi. Nihayet yine Türk ordusu sayesinde Afrin’deki sivil halk rahat nefes alabilecek.

18 Mart 1919 günü emperyalist güçler boğazı kolayca yarıp geçmeyi hedeflemişti. İlk önce İngiliz Agamennon ve Inflexıble, ardından Fransız Gaulois zırhlıları devre dışı bırakıldı. Müteakiben Fransız Bouvet zırhlısı 639 personeliyle boğazın serin sularına gömüldü. Onları Suffren, Gaulois, Irresistible ve Inflexıble ve Ocean izledi. İsmi geçen zırhlıların bir kısmını boğaza gömen, Hakkı Yüzbaşı ve onun döşediği Nusret Mayın gemisiydi. O gün denize döşenen 26 mayın tarihin akışını değiştirmişti. Bu gün Afrin’de elde edilen başarı elbette ki Çanakkale ile kıyaslanmaz, ancak manevi anlamının yadsınamayacak kadar büyük olduğunu unutmamak gerekir. Her ne kadar Afrin şehirlerden bir şehir olsa da, Türk ordusunun başarısı son derece anlamlı ve önemli. Tıpkı 15 Temmuz’da kahraman halkımızın elde ettiği başarı gibi.

Unutmamak gerekir ki, günümüzdeki savaşların mahiyeti ve muhtevası değişmiştir. Bugün fiili olarak yapılacak savaşların kazananı da kaybedeni de zarar gördüğü için egemen güçler, hedeflerini taşeron örgütler aracılığıyla sürdürmektedirler. Nitekim PKK, PYD veya YPG gibi terör örgütleri onların çıkarları doğrultusunda faaliyet gösteren paravan yapılardan başka bir şey değildir. Dolayısıyla Türk ordusu görünürde kendi bekasını tehdit eden terör örgütlerine karşı başarı kazanmış gibi gözükse de, aslında küresel güçlerin hedefleri ve hesaplarına karşı başarı elde etmiştir. Bu nedenle elde edilen başarı son derece anlamlı ve önemlidir. Üstelik ordumuz Afrin’e savaş için değil, barışı gerçekleştirmek için girmiş ve bir tek sivilin burnunun kanamaması için azami hassasiyet göstermiştir. Zaten verilen mücadelenin uzamasının sebebi de budur. Bu başarıyla beraber savaş ve kan kokan o topraklarda ordumuz sayesinde barış ve huzuru tesise yönelik büyük bir adım atılmıştır. Görünürde Türk ordusu kazandı, ama asıl kazanan barış ve huzura susamış masum bölge halkı oldu aynı zamanda.

Şanlı ordumuz bir asır önce Çanakkale’de düşmana geçit vermeyerek Anadolu’yu ebediyen vatan yaparken, kurtuluş savaşıyla beraber bu süreci perçinlenmişti. Dikkat edilirse kurtuluş savaşında da görünürde asırlarca hakimiyetimizde yaşayan Batı’nın paravanı Yunan ordusuna karşı zafer kazanılmıştı, ancak bunun ne derece önemli biz kazanım olduğunu taraflı tarafsız herkes kabul etmektedir. Dolayısıyla bu gün Afrin’de elde edilen başarı, aynı zamanda emperyalist güçlerin heveslerini ve hedefleri de kursaklarında bırakmıştır.

Son olarak şunu da belirtmeliyim ki, Türk ordusunun hangi amaçla Afrin’e girdiğini anlamak için ABD’nin Rakka şehrinde veya Rusya destekli Esed’in Doğu Guta’daki katliamlarına bakmak kâfidir. Bir tarafta harabe ve hayalete dönüştürülen ve on binlerce masum sivilin hayatını kaybettiği şehirler, diğer yanda bütün varlığıyla dimdik ayakta olan ve bir tek sivilin burunun kanamadığı Afrin. Aslında bu tablo her şeyin özetidir. Bu başarıyla Türk ordusu dünyaya hem gücünü göstermiş hem de bir kez daha insanlık dersi vermiştir. Vaktiyle aynı dersi Çanakkale’de de vermişti. Bize bu başarıyı yaşatan kahraman Mehmetçiklerimizi yürekten alkışlarken, gazilerimize minnet ve şükranlarımızı ifade ediyor, şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.