Tarihimize baktığımızda ecdadımızın bize gururla yâd edeceğimiz bir miras bıraktığını görürüz. “İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur.” hadis-i şerifi milletimizin sanki özel bir görevle bu topraklarda varlığını sürdürdüğüne işaret etmektedir. İstanbul’un ve tüm Anadolu’nun güvenliğinin Çanakkale’de başladığını bilen ecdadımız bu bölgeyle çok özel ilgilenmiş; bilhassa siyaset dehası Sultan II. Abdülhamit’in Çanakkale konusunda stratejik çalışmaları, bu bölgeyi tahkim edici girişimleri olmuştur. İslam’ın bayraktarlığını yapmış bir ecdadın torunları olmak elbette ki çok gurur vericidir bizim için, ancak bir o kadar da omuzlarımıza sorumluluk yükleyen bir durumdur. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki iddianız ne kadar büyükse ödeyeceğiniz bedeller de o kadar büyük olacaktır. Tarihte ve bugün yaşadıklarımız bu gerçekle yakın ilişkilidir. Türk milleti daima adaletli bir dünya düzeni olması için mücadele etmiş, zilleti asla kabul etmemiş, kimseye zulmetmemiş ama hiçbir zaman da zulme ne boyun eğmiş, ne de sessiz kalmıştır.

Anadolu’muzun yüce gönüllü insanları her devirde evlatlarına Anadolu’daki bir babanın diliyle;

Vatanına göz dikeni ez oğlum!
Dostun kim düşmanın kim sez oğlum
Tarihini şerefinle yaz oğlum

Şeklinde seslenmeye devam edecektir.

Bu yıl Çanakkale Zaferi’nin 103.yıl dönümünde ve yine bir 18 Mart’ta Afrin’den gelen fetih müjdesi ile milletçe tarifi imkânsız duygular yaşadık; ordumuzu muzaffer eyleyen Yüce Allah’a hamdolsun. Afrin Harekâtı sırasında yaşadıklarımızın da Çanakkale Harbi sırasında yaşadıklarımıza ne kadar da benzediğini hayretler içerisinde müşahede ettik. Mehmet Akif yaşadıklarımızı şu dizelerde nasıl da çarpıcı bir şekilde anlatmış;

Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi… Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,
Ostralya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâ’ûna da zuldür bu rezil istilâ!

Bu dizelerde tarif edilen manzaralar 2018 dünyasında aynı şekilde tekerrür ediyordu. Afrin’de teröristlerin arasında İngiliz, Amerikan, Çinli, Fransız, Alman gibi çeşitli uyruklarda olanlar vardı. Ancak bu şeytanın yandaşları tarihte olduğu gibi bugün de yanlış hesap içinde idiler. Çanakkale’de destan yazan ecdadımızın ruhu bizimle beraber ve hamdolsun ki bugün de bizler

“benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var” diye dünyaya meydan okumaya devam ediyoruz. Nasıl Çanakkale savaşında kadını erkeği, etnik kökeni ne olursa olsun hep birlikte omuz omuza mücadele ettiysek bugün de aynı ruh ve aynı duygularla mücadele ediyoruz.

Çanakkale bizim ortak ruhumuzdur, bize kim olduğumuzu hiçbir zaman unutturmayacak ebedi mühürdür. Milletimizin neredeyse her ailesinde Çanakkale’de şehadet şerbetini içmiş bir ciğer paresi vardır. Çanakkale’de hepimizden bir can, bir kan vardır. Çanakkale bu milletin etle tırnak gibi ayrılmaz olduğunun adeta sigortası hükmündedir. Küffara karşı omuz omuza çarpışıp yan yana yatan aziz şehitlerimizin torunları olan bizleri türlü şeytanlıklarla bölmek isteyenler asla amaçlarına ulaşamayacaklar.

Çanakkale’de şehitlikleri ziyaret ederken yaşadığımız duygulara şair Necmettin Halil Onan’ın şu dizeleri tercüman olmaktadır:

Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın,
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

Ecdadımızın kahramanlıkları, iman gücünün tüm güçlerin üzerinde olduğunu bize anlatmaktadır. Naçizane bir tıp doktoru olarak tüm şehitlerimiz için olduğu gibi, Çanakkale Savaşı’nda tıbbiyelilerin yaşadıkları göz yaşartmakta, içimizi sızlatmaktadır. 1915 yılında Tıbbiye’ye kaydolan 1. sınıf talebelerinin tümü Çanakkale’de şehit düşmüştür. Bu yüzden Mektebi Tıbbiye-i Şahane 1921 yılında hiç mezun verememiştir.

“Çanakkale geçilmez” dedirten yiğitlerle, Afrin Harekâtı sırasında “beklemesinler” diyerek cepheye koşanlar aynı ruhun sahipleridir. Ankaralı bir Afrin şehidimiz, annesi merak etmesin diye harekâta katıldığını haber vermediğini öğrenince içimiz yanıyor bu naiflik karşısında. Bu şehit yavrumuzun şehadet haberini alınca “biz çakal yetiştirmedik” diye haykıran annenin kartal bakışlarından korkun ey zalimler! Mehmet Akif Çanakkale şehitleri için yazdığı dizeleri, Afrin’de yerdeki Kur’an-ı Kerimi kaldırmak isterken kalleşçe tuzaklanan bombayla şehit olan Mehmedimiz için yazmış adeta:

Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana…

Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.

Yunus Emre’nin gencecik yiğitlerin toprağa düştüğünü ifade ettiği “gök ekini biçmiş gibi dizeleri sanki bugün şehit olan fidanlarımızı anlatıyor ve yüreğimizi yakmaya devam ediyor. En büyük tesellimiz ise Yüce Allah’ın “Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanmayın; hayır, onlar diridirler. Rableri katında rızıklanmaktadırlar” (Âl-i İmran, 3/ 169.) müjdesidir.

Şehit aileleri başımızın tacıdır her daim ve tüm şehitlerimizi minnetle şükranla anıyoruz.

Daima Çanakkale ruhunda bir ve beraber olmak dileğiyle…