Türkiye’de boşanmaların arttığı inkâr edilemez bir gerçektir. Bu artışın; ekonomik, psikolojik, eğitsel ve dinsel olmak üzere pek çok sebebi olabilir. Bence asıl etken, kadınların ekonomik özgürlüklerini kazanmalarıyla birlikte, bilinçlenme düzeylerindeki artıştır. Kadın yeni yeni birey olmaya ve erkeğiyle eşit olduğunun bilincine varmaya başlamıştır. Medeni Kanun’da kadın ve erkeğin eşit olduğu ve aile kurumundan birlikte sorumlu bulunduklarının yazılmış olması yeterli değildir. Bu gerçeğin hem kadın hem de erkek tarafından kabul edilmesi ve içselleştirilmesi gerekir. Ki Türkiye bu sürecin sancılarını yaşamaktadır. Eşlerin her ikisi de bu sancılı sürecin boşanmayla sonuçlanmaması için gerekli özeni göstermeleri gerekiyor…
Aslında erkek; egemenliğini yavaş yavaş yitirmekte olduğunun farkına varmakta; ancak geleneksel bir aile kültüründen gelen ve tam manasıyla modernleşemeyen ve Medenî Kanun’un kadına tanımış olduğu hakları henüz kabullenebilmiş ve hazmedebilmiş değildir. Bu nedenle aileler içinde çatışmalar çıkmakta, güce ve paraya tek başına sahip olan erkek, kendisine bir ortak çıkmasının sıkıntılarını çekmektedir.
Medyanın, iletişim ve bilişim teknolojilerinin gelişmesiyle, bilinçlenme sürecine giren ve ekonomik olarak eve katkı sağlayan kadın karar alma ve uygulama süreçlerine de katılmak istemekte ve kendisinin bir birey olarak isteklerinin dikkate alınmasını da beklemektedir.
Erkek, bir yandın geleneksel terbiyenin etkisi, diğer yandan yakın çevresinin kadına biçmiş olduğu rol gereği, onun davranışlarını yönlendirmek isterken, eşinin özgürlük arayışlarıyla karşılaşmakta ve büyük bir bocalama yaşamaktadır. Eşini bir birey olarak kabul etmek ve ona saygı göstermekle yakın aile çevresinin dayattığı erkek rolünü oynaması arasında sıkışıp kalmaktadır. Bu bağlamda geleneksel kadın anlayışına ve aile yapısına uygun bir yaşam sürdürmek isteyen erkekle, özgürlüğünün bilincinde ve ondan taviz vermeme kararlığında bulunan kadın arasında şiddetli çatışmalar yaşanmaktadır. Bu çatışmalar genellikle boşanmayla sonuçlanmaktadır. Zira erkek, uzun yıllar, edinmiş olduğu ve değiştirmekte zorlandığı yaşam şekliyle, kadına bakış tarzını terk etmek istememektedir. Bu durumda evliliğin boşanmayla sonuçlanması kaçınılmaz olmaktadır.
Erkekler, yuvalarını kurtarmak için, her şeyin hızla değiştiği günümüzde, yeni yaşam tarzı ve anlayışına uyum sağlamalıdır. Bir başka deyişle, geleneksel din yorumlarının yok saydığı ve köle durumuna indirdiği kadına artık değer vermek ve ona saygı göstermek zorundadır. Onun bir insan olduğu ve kendisinden de bir farkının bulunmadığı gerçeğini bir an önce kabullenmek durumundadır. Diğer yandan medyanın ve teknolojik gelişmelerin etkisiyle bilinçlenme düzeyi artan, eğitim düzeyini gittikçe yükselten ve eğitimin önemine inanan kadınların da bu sancılı sürecin daha az hasarla atlatılabilmesi için sorumlulukları vardır. Eşlerine karşı biraz sabır ve anlayışlı davranmaları, çatışmalı sürecin boşanmayla sonuçlanmasını önleyebilir.
Kadın ve erkek bir yuva bir ortaklık kurduklarının farkına varmalıdır. Zira hukuk evliliği bir sözleşme olarak kabul eder ve her iki tarafa da sorumluluklar yükler. Aile reisi olarak da kadın ve erkeği birlikte kabul eder. Bu nedenle Reisliğini kaybetmek istemeyen erkeklerin genellikle şiddete başvurmaları, evliliği bitiren en önemli etkendir.
Şiddet içeren bir evlilik çoktan bitmiştir. Ve bu tür bir evlilik, çocuklara bir yuva sıcaklığı sağlayamaz. Hatta sürekli şiddetin, gerilimin ve tartışmanın yaşandığı bir evde büyüyen çocukların ruh sağlığı bozulur; kişilikleri gelişmez ve sorunlu bir birey haline gelirler. Bu nedenle böyle bir ortamda çocuk yetiştirilmesi doğru değildir.
Şunu belirtmeden geçmemek gerekir ki, ekonomik özgürlüğünü elde eden ancak eğitim eksikliğini gidermeyen kimi kadınların, kendilerine tanınan hakları yanlış anlayıp yorumlayarak, sıcak aile yuvalarında sert rüzgârlar estirebileceklerini de hatırlatmak gerekir. Zira, kendilerine verilen hakları kullanma yeterliliğine ve donanımına sahip olmayan insanlar, çoğu zaman bu haklarını kötüye kullanabilir ve yapacağım derken yıkıcı olabilirler.
Hülasa, boşanmalar; ekonomik özgürlüğünü elde eden ve belirli bir bilinçlenme sürecine girmiş bulunan kadınların, geleneksel kadına bakış tarzına ve tavrına bir isyandan ibarettir. Ancak bu isyanın haklı sebepleri olabileceği gibi bazen abartılmış da olabilir.
Her iki eş de karşılıklı saygı ve sevginin evlilik birlikteliğinin temeli olduğunu kabul etmelidir. Şiddetin her türü reddedilmeli ve uzlaşmanın ve anlaşmanın evlilik bağlarını kuvvetlendirmede ne denli önemli olduğu unutulmamalıdır.