Türk; tarihin bütün devirlerine damgasını vurabilen nadir milletlerdendir. Öyle ki seksen bin yıllık bir tarihten bahsedilmektedir. Bu insan oğlunun hafızasının çok gerilerinde kalan olayların konu edildiği bir tarih bilincidir ki, muhtevası itibarı ile başka bir örneği de yoktur. Türk; tarihin şekillendiği bütün coğrafyaların değişmeyen tek karakteridir. Tabiri caizse baş aktörüdür. İnsanoğlunun geçmişine ışık tutan bütün arkeolojik çalışmalarda karşılaşılan bir Türk unsuru mutlaka mevcuttur. Bu açıdan denilebilir ki “Türk tarihine bakılmadan, insanlık tarihi anlaşılamaz”
Bu temel bilgileri verdikten sonra, Göktürklerden bahsetmek istiyorum. Büyük Göktürk Devleti çok görkemli bir devir sonrasında yönetenler ve yönetilenlerinin fahiş hataları sonucu; Çin esaretine girmiştir. Elli yıllık bu dönem Türk milletinin tarihindeki en uzun esaret yıllarıdır. Pekin’de isyan ederek esaret zincirini kıran “İlteriş ya da Kutluk Kağan” yeniden Göktürkleri çok daha güçlü bir devlet olarak tarih sahnesine çıkarmıştır. İkinci Göktürkler, geçmişin hatalarını öylesine iyi etüt etmişlerdir ki, adeta bir ders niteliği arz eden ve Türk milletinin, bir daha esaret altına girmemesi için nasıl hareket etmesi gerektiğini vasiyet eden kitabeler bırakarak, bugüne ışık tutmuşlardır.
O gün; Çin esareti altına giren Türk, hangi hataları yapmışsa, bugün de Hıristiyan batı karşısında, aynı yanlışlar tekrarlanmaktadır. O gün Çin (Tabgaç) Gök Türkleri boyunduruk altına alıp, tarih sahnesinden silmek isterken, hangi yöntemleri ve araçları kulanmışsa, bugün de Hıristiyan Batı aynı yolu izlemektedir. Ne yazık ki Türk milleti karşısında duran ibret alınacak, atalarının, nasihat niteliği taşıyan vasiyetine rağmen, aynı tuzağa bir daha düşmektedir. Bu durum, tarihinden ders alamamak gafleti ve dalaletidir ki; vahim olan da bu dur. Bugün Türk milleti AB, ABD ve IMF kapısında beyhude yere beklerken, okyanus ötesinden ve Bürüksel’den ve Okyanus ötelerinden verilen direktiflerle yönetilirken, kendi gelenek kültürünü dinini ve inancını bırakarak, başkalarının sapıklıklarını taklit ederken, atalarının Çin karşısında düştüğü hataların aynısını tekrar etmektedir.
Bu fahiş hataların neler olduğu ve bugün yapılanlarla nasıl benzerlikler gösterdiği Bilge Kağan Kitabesi’ne bakıldığında daha iyi anlaşılmaktadır. Ulu hakan atam Bilge Kağan şöyle nasihat ediyor bizlere;
-Üstte mavi gök, altta yağız yer yaratıldığında, ikisi arasında kİşioğlu ( insanoğlu) yaratılmıştır. İnsanoğulları üzerine;atam” Bumin Kağan, İstemi Kağan” oturmuş da, oturarak Türk milletinin töresini tutmuş, düzenlemiştir. Milleti besleyeyim diye, çıplak olanı giydireyim diye, az olanı çoğaltayım diye, yoksul olanı zengin kılayım diye, haksızlığı gidereyim diye çalışmış. Az zamanda Türk milleti bay olmuş, bey olmuş. Güçlülere baş eğdirmiştir. Çin (Tabgaç) halkı, hilekar ve sahtekar olduğu için aldatıcı olduğu için, küçük kardeşi büyük kardeşe düşürmüş. (Araya nifak sokarak, Türk halkını birbirine düşürerek, bölmüş ve birlik olmayı ortadan kaldırmıştır). Boyların arasını açmış ve bundan dolayı Türk milleti devletini yitirmiştir.(Bu güne ne kadarda benziyor.)
. Çin halkının sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatarak, uzak milleti öylece yaklaştırmış. (Çinlilerin tatlı sözüne ve süslü kadınlarının cilvesine, ipek kumaştan yapılmış giysisine kanan Türk milleti, kendisine çok ters olan, uzak olduğu bir kültürle tanışarak asimile olmaya başlamış). Böylece yaklaştırıp konduktan sonra kötü şeyleri o zaman düşünürmüş. Orada kötü kişi (Çinli) şöyle öğretiyormuş ;”uzak kişi kötü mal verir, yakın kişi iyi mal verir.” Bilgisi az kişiler (cahil) o sözle inandırılıp (kandırılıp) yakınlaştırıldılar. Çok insan öldü. Öldün Türk… Onlara inanırsan Türk milleti öleceksin. Seni malla kandırmak isteyenlere kanma. (Seni demokrasi, insan hakları, medeniyet, küresellik, sivil toplum kuruluşları, AB, NATO,eşitlik, insanca yaşama gibi kavramlarla kandıranlara inanırsan sonun köle olmaktır, yok olmaktır). Türk milleti, töresini, devletini yitirmiş başkalarının yönetimi altına girmiş, erkekleri köle, kızları Çinliye cariye olmuştur. Türk beyleri Türkçe adlar yerine, Çince isimler aldılar. Çin kağanına itaat ettiler… (Türk kimliği yerine, Batılı , Avrupalı, Monşer ,olmayı tercih ettiler. Hele 1946 da ABD ile imzalanan ve akıl almaz 8 tavizle Anglo Sakson dünyayı Efendisi 0larak kabul eden Cumhuriyet Türkiyesi MARSHALL YARDIMI anlaşması ile el ve ayaklarına yeniden Pranga taktırmıştır…Milletimin mensupları; Türk isimlerini bırakıp Avrupalı isimler aldılar. Nikah ve aile kavramı yerine, düzeyli beraberlikleri benimsediler. Evleniniz çoğalınız Emri unutulmuş, üreme, çoğalma nesli Ati’ye aktarma durmuştur… Kendilerine yeter olmalarına rağmen, gel ey Amerikalı, Avrupalı beni Hıristiyan birliğine alarak istediğin gibi yönet diyerek Prangaları katmerlediler..Ülke zenginliklerini yabancılara peşkeş çektiler. Geleneksel köylülük, tarım ve hayvancılığı terk edip büyük kentlere göç ettiler. Çalışmayı, Rabbin kullarına bahşettiği en büyük nimet olan aklı devre dışı bıraktılar. Yüce Kuran’ın yedi yüz yerinde“muhakkak aklınıza danışın emrini” devre dışı bıraktılar. Kolay’ı,taklit etmeyi benimsediler. Batı’nın inanç ve de sözde kültür ve medeniyetini baş tacı edip, ideallerini yitirdiler. Kimlik ve onurları dumura uğratıldı. Kendi kültürleri, ortak tarihleri, edipleri, ozanları, erenleri, türküleri dururken, batının yabancı sapıklık içeren kültür ve inanışlarını baş tacı yaptılar.Erovizyon şarkı yarışmasıyla avunmaya çalışıp, üzüldüler. Hatta içlerinden bir grup,”Dinler arası diyalog” adı altında; tevhid inancından vazgeçip,” semavi dinler” maskeli teslis inancını İslam dininin yerine idame etmeye başladılar. Müslüman Türkü “Dinler bahçesi” projesiyle ipnotizma etti ler.Ehli Sünnet itikat’ını şer yoluna kanalize ettiler. Batı hayranlığı ile kadim köklerinden kopup, köle ve cariye olma yoluna girdiler. Homoseksüelliği bile medeniyetin gereği olarak benimsediler. Kendi akıl ve tarihlerinden ders aldıkları, reel modeller dururken, borç alıp faizin faizini ödemeyi marifet saydılar. Bağımsızlıklarını ucu açık köleliğe giden yol olan, Avrupa Birliği ne feda ettiler. Elbette ki Hıristiyan Batının kölesi olacaklardır. Başka ne bekliyorlardı ki).
Bu kötü zaman tam elli yıl sürdü. Bir karanlık, yağmurlu gecede; Atam Kağan” İlteriş” ve anam “İlbilge Hatun”, onyedi eri yanlarına alarak ayaklandılar. Onları duyanlar toplanmışlar ve yetmiş er olmuşlar. Tanrı güç verdiği için Atam Kağanın erleri kurt gibi, düşmanları koyun gibi olmuşlar. Doğudan ve dahi batıdan asker toplayıp yedi yüz er olmuşlar. Yedi yüz er; devletsiz, yönetimsiz milleti, kul olmuş cariye olmuş milleti, Türk töresini bırakmış milleti, Yüce Allah’ın verdiği izinle, atalarının töresince yeniden diriltti. Yetiştirdi. Tanrının yardımı ile, dizlilere diz çöktürüldü. Baş eğdiklerimizin, başı eğdirildi. Türk milleti yeniden güç buldu. Aç olanı doydu. Azı çoğaldı. Çıplak olanı giydirildi. Yoksul iken bey oldu. Türk bay oldu, Türk milleti bütün acuna bey oldu. İstenildi, savaşıldı ve olmaz denilenoldu. Ey Türk bu sözüme kulak ver. – “Üstte mavi gök, altta zorlu kara toprak (yer) yarılmadıkça (kıyamet kopmadıkça) Töreni, elini obanı, dirliğini, birliğini kim bozabilir ki”…
Öyleyse sen, sen ol. Kendine gel…Dinine, Törene, inancına, ahlaki değerlerine,geleneğine,göreneklerine dön…Dön de; İmanına sıkı sıkıya sarıl… Bilge Kağan’ın Vasiyeti bu gün yerli yerine oturmuştur. On beş Temmuz gecesi, Rabbin yardımıyla Türk Milleti Öz benliğine dönmüş İmanına töresine sıkı sıkıya sarılmıştır. Tevhid inancının gereği olarak Milletçe hasretini çektiğimiz “Milli Mutabakat” sağlanmıştır…Şimdi huzurun avdet edeceği inancıyla geleceğimize umutla bakmaktayız. Milletçe Gelecek adına umut doluyuz. Münevverlerimiz asgari müştereklerde vatanın birlik ve beraberliği ve de ,Beka’mız için tek yürek , tek bilek olmuşlardır. Ülkeyi yönetenler en yüksek perdeden “Bu Millet asla sizin planlarınıza boyun eğmeyecektir. Kendi kararlarımızı biz veririz. Bekamız için Bir gece ansızın gelebiliriz.Bize verilen Fügüranlık rölünü reddediyoruz. Biz her zaman Baş aktör dük ve öyle olmaya devam edeceğiz.” Dünya beş’ten büyüktür diye Haykırarak muhataplarına hadlerini bildirmişlerdir.
Bu gün dudak uçuklatan büyüme hızı, kendi kaynaklarını ve gücünü kullanma becerisi, öz değerlerine dönüş,yetişmiş insan gücü, alemde bir örneği olmayan maharet erkli Mehmetciğiyle, karşı konulmaz imanından aldığı cesaret timsali Ordusu ile,Dünyayı şaşkına çeviren savaşma teknikleriyle ezberleri bozan TÜRK MİLLETİ her zamankinden daha güçlü, daha kararlı ve daha imanlıdır…
Türk Milleti Ergenekon’dan yeniden çıkmış, bileklerine takılan prangaları koparıp atmıştır… Bilge Kağanın münevver torun’ları;iş başındadırlar ve Ulu Hakanın vasiyetinin gerekleri için kolları sıvamışlardır.. Karlofça anlaşması ile başlayan üç yüz yıllık esaret sona ermiştir. Müslüman Türk Milleti yeniden Acuna Bey olmak yolunda ilerlemektedir. Cihanda yeniden Adaletin tesisi için “ Ya Allah Bismillah, Allah hu Ekber”, nidalarıyla yürümektedir.
Oğuz Kağan’ın vasiyeti yolunda Diyoruz ki… “Daha Deniz, daha Müren…Güneş Tuğ ol, Gök Korukan”…