Türkiye, yaklaşık iki yüz senedir Batılılaşma mücadelesi veriyor. Bu süre zarfında hep Batının teknolojisi ve bilimini almaya, hatta bilim üretir hale gelmeye çalıştı.  Ancak ne yazık ki bu süre zarfında yapılan ve başarılabilen tek şey Batı kültürünün ve yaşam tarzının ülkemize eklemlenmesi oldu. Batı Rasyonel düşünür ve her işini bunun üzerine kurar. Biz doğu milletleri ise hem duygusalız hem de işimizi duygusallık üzerine kurarız. Sanayimiz, ticaretimiz, uluslararası ilişkilerimiz ve hukukumuz hep duygusallık üzerine kuruludur. Duygusallık üzerine kurulan bir sistemin tıkır-tıkır işlemesi mümkün müdür? Sürekli değişen duygular, uygulanan sistemleri ya da gösterilen tavırları da sürekli değiştirmektedir.Bunun için bizde sürekli sistem veya sistemler değişir. Bu değişime ne yazık ki toplum ayak uyduramaz hale gelmiştir.

Evet, Batı’nın zihin yapısını ve üretim biçimini alamadık; ama onun yaşam biçimini öylesine taklit ettik ki onların bile ağzı açık kaldı. Boynuz kulağı geçer, bizi tutabilene aşk olsun! Ama, bu gerçeğin ortaya çıkardığı köklü problemleri düşündükçe, bu problemlere günlük yaşamımızda şahit oldukça, vatanını ve milletini seven insanlar olarak gözümüze uyku girmez oldu. Bu yaranın sarılması, tedavi edilmesi şarttır ve bu uğraş, hiç de kolay değildir. Çok yönlü ve planlı bir biçimde çalışmak gerekir. Temel değerleri dayanak yapmadan, dini değerlerin özünü topluma benimsetmeden, bu meselelerin çözülmesine imkân yoktur.

Dinî ve millî değerler ne yazık ki yeni nesillere benimsetilememiştir. Bu değerlerden yoksun bir yaşam tarzının bilişim teknolojisiyle birleşmesi sonucu oluşan, absürt yaşam tarzının ortaya çıkardığı sorunlar, önemli boyutlara ulaşmıştır. Şimdi düşünmek ve çalışmak zamanıdır. Yoksa, meselelerin gittikçe zorlaşması, hatta içinden çıkılmaz bir hale dönüşmesi uzak bir ihtimal değildir. Batı’nın olaylara yaklaşım tarzından ziyade yaşam tarzını, yeni nesil çok sevmiş, benimsemiş haldedir.

Eğer tedbir alınmazsa, artık uzun yıllar bizim Avrupa’dan bir masal gibi işittiğimiz, nikâhsız birlikte yaşamak (seviyeli birliktelik!) gittikçe yaygınlaşacak ve ortada aile diye bir şey kalmayacak, acayip sosyal ve kültürel sorunlar yumağı ortaya çıkacaktır. Şimdi tuhaf baktığımız ve garipsediğimiz, hemcinslerin evliliği, korkarım ki, çok sürmeden ülkemizde de yaşanmaya başlayacaktır. Zira, yıllar önce, Avrupa’da yaşanan ve bize gelmez diye baktığımız pek çok adet ya da yaşam tarzı, bugün ülkemize gelmiş, bu durum hiç de küçümsenmeyecek bir ivme kazanmıştır.

Bu sorunları yalnızca hukuki tedbirlerle çözmek mümkün değildir. Öncelikle eğitimin bu bağlamda dizayn edilmesi, daha sonra da toplumsal dinamiklerin harekete geçirilmesi gerekir. Konuyla ilgili duyarlılığı bulunan herkesin bu tür sosyal sorunların çözümüne katkıda bulunması lazımdır. Bu gidiş hayra alamet değildir. Son pişmanlık fayda vermeyecek ve toplumsal doku tamiri mümkün olmayacak şekilde bozulacaktır. Bozulan sosyal ve kültürel değerlerin yeniden tesisi mümkün iken, vakit kaybetmeden harekete geçmek gerekir.

Gelgelelim, yaşam tarzı Avrupaî, ancak üretim ve olaylara bakış tarzı ona benzemeyen bir toplum ortaya çıkmıştır. Batılı gibi yaşayıp, doğulu gibi düşünmekteyiz. Ve sonunda, yaşantısı Batı’yı bile hayrete düşüren, kişiliğini ve benliğini yitirmiş bir garip toplumsal yapı ortaya çıkmıştır. Yeni neslin durumu budur. Bu gidiş iyi bir gidiş değildir.