“Namaz dinin direğidir” sözünü hemen hemen duymayan yoktur. Lakin bir vahye, bir de onu hayata tatbik eden Resulüllah’ın hayatına bakılırsa, dinin bir tek direğinin olmadığı görülür. İlle de bir sıralama yapılacaksa ahlakın ilk başa konabileceğini söyleyebilirim. Nitekim ilk nâzil olan surelerin genel muhtevası ahlak, hukuk, adalet, tevhid, ahiret, cennet-cehennem, dürüstlük, yardımseverlik gibi temel kurucu ilkelerden oluşur. İbadetler çok çok daha sonradır. Haddizatında namaz haricindeki ibadetlerin tamamı, Medine döneminde farz kılınmıştır. Namaz da Mekke döneminin ortalarına doğru
kılınmaya başlanıp süreç içinde tekâmül etmiştir. Dolayısıyla Resulüllah namazla tebliğe başlamamıştır. Önce müminlere şahsiyet ve bilinç kazandırmaya çalışmıştır.
Elbette ki, dindar için ibadetler önemlidir ve miminin şiarıdır. Ancak ibadetler üzerinden tanımlanan bir dindarlığın eksik olduğunu belirtmek durumundayım. Buradan hareketle kimse namaz veya diğer ibadetleri tazyif ettiğim gibi bir vehme kapılmasın. Evet, namaz mümin için önemlidir, lakin diğer kurucu ilkeler de dinin merkezindedir. Üstelik ibadetler bireyin Allah’la dikey ilişkisini ifade eder ve ihlal edilmesi durumunda sadece sahibini bağlar. Oysa az önce sayılan ilkeler insanın türdeşleriyle olan ilişkisinin temelini oluşturur ve yatay bir ilişki söz konusudur.
Hz. Peygamber’in tebliğ metoduna bakılırsa, muhataplarına önce içinde yaşadıkları toplumdaki adaletsizliği, eşitsizliği, ezilen halka reva görülen zulmü/haksızlığı, şirk bataklığını, egemenlerin hukuksuzluğunu ve tevhidi anlatmıştır. Bunların yanı sıra dürüstlük, ahlak, erdem, yardımseverlik gibi ilkeler tebliğin ana konularını oluşturmuştur. Resulüllah’a inanan ilk çekirdek kadronun en önemli özelliklerinden birisi güvenilir olmalarıydı. Dikkat edilirse müşriklerin hayatı zindan eden ağır
baskılarına rağmen hiçbirisi ona ihanet etmemiş veya onu terk etmemiştir. Dolayısıyla ilk cemaatin en önemli gücü, güven veren kimlikleri, ilkeli duruşları ve erdemli davranışlarıydı.
Şunu da hatırlatalım ki, ibadet bilinçli bir eylemdir. Bilinçsiz yapılan ibadetin ritüelden öteye geçmeyeceği aşikardır. Dolayısıyla çocuklara/gençlere/insanımıza önce vahyin de belirlediği ve aynı zamanda insanlığın ortak değeri olan ahlak, adalet, hukuk, dürüstlük, eşitlik, özgürlük bilinci ve Allah’tan başkasına kul olmama gibi kurucu ilkeler anlatılmalı/öğretilmeli. Bu bilinci kazanan birey, zaten yaptığı ibadetin de idrakine varmış olur.
İnsanoğlu dinden bağımsız olamadığı gibi yine ondan bağımsız bir ahlak sistemi de geliştirememiştir. Dolayısıyla ahlak, din ve dindar için en temel kurucu ilkelerden birisidir. Onun zamanı zemini de yoktur. Diğer bir deyişle ibadetler gibi vakitli değildir, dindar için her daim vazgeçilemez bir ilkedir. Hz. Ömer’e izafe edilen bir sözde “Güzel ahlak bir müminin en hayırlı
dostudur.” tanımlaması yapılmıştır.
Kur’an Sevgili Peygamberimizin güzel ahlakını övmüş ve müminlere örnek göstermiştir. Kendisi de güzel ahlakı tesis etmek için gönderildiğini söylemiştir. Diğer yandan Resulüllah ahlakı güzel olanı, insanların en hayırlısı olarak tanımlamıştır. Dindarlar onun güzel ahlakını anlatmanın yanında, onun ahlakıyla da ahlaklanmak zorundadır. Ahlakı konuşmakla ahlaklı olunmadığının bilincine varılmalı. Dahası ahlak konuşulmaz, yaşanır. Bireye şahsiyet kazandıran veya şahsiyetin oluşumunu sağlayan, güzel ahlaktır. Keza insanı insan yapan, mümine kimlik kazandıran da yine odur. Ahlakın olmadığı vasatta, kanun bile bir yere kadardır.