AFRİN DEMEK!..

Afrin ya da Afrinler, meşru müdafaa demek. Afrin, güvenli bir gelecek ve huzurlu bir ülke için uykusuz geceler demek. Ve Afrin tarihtir, Afrin coğrafyadır…

Bilindiği gibi bir ülkenin güvenliği sınırlarında başlamaz; güvenlik sınır ötesi bir anlam taşır. Yangın evi sarmadan düşman kapıya dayanmadan tedbir almak gerekir. Afrin’de olan da budur. Yani, Türkiye kendi güvenliği için gerekli ve zorunlu olan tedbirleri almak zorunda kalmıştır. Bir başka deyişle böyle davranmaya zorlanmıştır. Evrensel hukukun en temel prensibi nefsi müdafaadır. Millî birlik ve bütünlüğünü ve sınırlarının güvenliğini korumak her devletin en temel hakkıdır. Türkiye burada bu hakkını kullanmaktadır; nitekim buna itiraz edemeyen devletler de hakkın kullanılmasından ziyade, başka bahaneler ileri sürmektedir. Diğer yandan yurt içinde de bu temel hakkın kullanılmasına barış ve insanlık adına karşı çıkan odaklar ve örgütler mevcut; ne yazık ki!

Ve bunlardan bir grup imzalayıp gönderdikleri deklarasyonla milletvekillerini halk ve tarih önünde uyarmakta, onları ve yetki sahiplerini; sağduyulu davranmaya, savaşı derhal durdurmaya ve sorunu diyalogla çözmeye davet etmekteler. Beyler; bölgede savaş değil sulh ve sükûn istiyorlarmış! Sınırlarımızı korumanın ve beka sorunu yaşamamanın en iyi yolunun karşılıklı dostluk ve iyi komşuluk bağlarını güçlendirmek olduğuna inanıyorlarmış! Güvenliğimiz savaşla değil, karşılıklı müzakere ve işbirliği ile sağlanırmış! Afrin’e silahlı müdahale bölgemize ve ülkemize barış ve güvenlik değil, daha büyük sorunlar, yıkım ve acı getirirmiş! Ve bu müdahale Kürt yurttaşlarımızı da yürekten yaralarmış! Yabancı devletlerin Suriye’deki askerî varlıkları uluslararası hukukun ihlali imiş ve onların arasına katılmak gibi bir niyetle atılacak adımlar, ülkemizi sadece hüsrana uğratırmış! Bu müdahale on yıllarca telafisi mümkün olmayacak toplumsal, siyasal, ekonomik ve insanî kayıplara yol açarmış! Bir de bildiride seslerine kulak verilmesini isterler!

Sesinize kulak verdim. Dinledim. Anladım. Ancak, söylediklerinizin hiçbiri makul ve mantıklı görünmüyor. Kulağa hoş gelen ve kimsenin ilk anda itiraz edemeyeceği kavramları kullanmışsınız. Ama bu sözler söylediklerinizin doğruluğunun kanıtı olamaz. Madem, barış istiyorsunuz ve bunun için mücadeleye kararlısınız da şimdiye kadar neden beklediniz? Bu bildiriyi ABD ve Rusya’ya karşı yayınlamış olsaydınız ve onların milletvekillerine, senatörlerine yetkili ve etkili kişilerine gönderseydiniz olmaz mıydı? Bu çağırınızı terör örgütlerine yapsaydınız ya neden illa kendi devletinizi yıpratmak için çaba sarf ediyorsunuz? Yoksa bu bir tür hastalık hali mi? “İtiraz ediyorum! O halde varım.”

Absürtlükle tanınmak istemek nasıl bir marazdır? Bilmiyorum. Ama anlamaya çalışıyorum. Bu durum anlaşılabilirse de kabul edilebilir değildir. Ancak, niyet bunun ötesinde, Türkiye’nin birlik ve bütünlüğüne kastedenlere; insan hakları, barış ve kardeşlik sloganları ile destek vermek gibi görünüyor.

Yolunuz belli! Ama ne yazık ki yolunuz yol değil! Aydınlar!..