İsmi geçen şahsın en ünlü münafıklardan olduğunu, hatta münafıklara liderlik etmesi
yönüyle tarihe geçtiğini hemen herkes bilir. Kur’an da ondan ve onun gibilerden bahseder,
ancak asla doğrudan isim kullanmaz. Buna mukabil samimiyetsizliği, çıkarcılığı, güven
vermeyen kişiliği ve ilişkilerinde sürekli gizli ajandasının olması gibi saiklere atıfla mesajını
aktarır ve bir anlamda “bu tiplere dikkat edin” diye müminlere uyarıda bulunur.
Öncelikli olarak hatırlatalım ki, münafık olarak tanımlanan İbn Ubey ve yandaşları,
Müslüman idiler ve İslâm cemaatinden bir parçaydılar, ancak samimiyetsiz Müslümanlardı.
Diğer bir ifadeyle güven vermeyen, çıkarına göre saf değiştiren, ikiyüzlü ve kaypak
karakterlerdi.

Örneğin İbn Ubey, Bedir savaşına katılmamış, ancak büyük başarı kazanılınca
hem ganimetten hem de prestijden olduğunu düşünerek hayıflanmış, bu nedenle Uhud
savaşına katılmak için adeta can atmıştır. Hatta Resulüllah’a savaş taktikleri bile vermiş ve
cepheye kadar gitmiş, ancak karşısında muazzam Kureyş ordusunu görünce, Resulüllah’ın
başarılı olamayacağını düşünerek cepheyi terk etmiş ve arkadaşlarını ilk satan kişi olmuştur.
Gerekçe olarak da “Beni değil, gençlerin sözünü dinledi” diye Resulüllah’ı suçlamıştır.
İddiaya göre düşmanı Medine içinde karşılamayı önermişti. Ancak bu gerekçesi tamamen
bahane bulmaya yönelikti. Zira cepheye gelene kadar böyle bir bahane dillendirmemiş,
ancak Kureyş ordusunu görünce bu bahaneyi dile getirip döneklik yapmıştır.

Kahramanımız İbn Ubey’in güven vermeyen karakteri bu kadarla sınırlı değildir.
Uhud’dan sonra Medine’de Resulüllah’la beraber yaşamak zorunda olduğunu görünce, bir
süre yüzü olmadığı için cemaat arasına karışamamış, ancak kendi mahallesindeki mescidde
Allah Resulü’ne methiyeler dizip gözüne girmeye çalışmıştır. Daha fazla dayanamayıp
Resulüllah’ın mescidine gelince yaka paça müminler tarafından kovulmuş, ancak bütün
pişkinliğiyle dalkavukluğuna devam etmiş, her fırsatta yine onun en yakın dostlarından birisi
olduğunu iddia etmiştir.

Diğer yandan Hendek savaşı ile birlikte Reulüllah’ın yok edilemeyecek bir güç olduğunu
görünce sıkı bir şekilde “güçlüden yana olma” politikası izlemiş ve yerini sağlamlaştırmaya
çalışmıştır. Nitekim birçok Müslüman Resulüllah’ın davetine rağmen Hudeybiye seferine
katılmazken, kendisi burada boy göstermiş ve güven tazelemek istemiştir. Ancak Kureyş
ordusunun saldıracağına dair ordu içinde şayialar yayılması üzerine, yine kendisine yakışan
davranışı sergilemiş ve bu sefer de “Ne işimiz vardı buralara kadar geldik” diye müminler
arasında fitne yaymıştır.

İbn Ubey, Hudeybiye seferinin yanı sıra Benû Mustalık Gazvesi’ne de katılmış ve bir
anlamda Hudeybiye’de sergilediği ikiyüzlü karakterinin izlerini silmek istemiştir. Ancak bu
sefer yeni fitneler çıkararak adeta Ensâr’la Muhacirler’i savaşın eşiğine getirmiş ve müminler
hakkında çirkin sözler sarf edip onları içeriden parçalamayan tutum sergilemiştir. Örneğin
sefer dönüşünde Muhacirler’i kast ederek “Besle köpeğini ısırsın seni (Besle kargayı oysun
gözünü)” mealinde sözler sarf edip, güçlü olduklarına atıfla Medine’ye varınca “Güçlü olanlar
zayıf olanları kovacak” diye açık açık düşmanlık sergilemiştir. Sözlerinin Resulüllah’a
ulaştırıldığını öğrenince bu sefer de haber getirenin ifadelerini çarpıttığını söyleyip yanlış
anlaşıldığını iddia etmiş ve kendisini aklamaya çalışmış, yemin billah etmiştir.

Benû Mustalık Gazvesi’nin akabinde nazil olan Münâfikûn suresinde onun Muhacirler’i
kovma tehdidine (Münâfikûn 63/4) ve genel olarak yandaşlarının ikiyüzlülüklerine değinilerek
kimliği deşifre edilmiştir. Diğer yandan surede onun gibi münafıklık yapanların görünürde
alımlı bir portre çizdiklerine, sadık dost gibi gözüktüklerine, adeta dört dörtlük insanlarmış gibi
davrandıklarına, ancak gerçekte içi boş bir cüsseden ibaret olduklarına değinilmiştir. Hatta bu
durumları kütüğe benzetilmiş ve adeta kütüğe elbise giydirilmiş odundan farksız olduklarına,
oysa Resulüllah’ın ve müminlerin asıl düşmanlarının bunlar olduğuna dikkat çekilmiştir
(Münâfikûn 63/4).

İbn Ubey, Ensâr ve Muhacirler arasını açmayı başaramayınca bu sefer sinsice bir plan
hazırlayıp Hz. Aişe’ye çirkin bir iftira atarak Resulüllah’ı ve onun aile hayatını yıpratmaya
çalışmış ve Medine’de büyük bir fitnenin çıkmasına ön ayak olmuştur. Öyle ki, bazı müminler
bile onun dedikodularına kanmıştır. Sonuçta nazil olan ayetlerle Hz. Aişe’nin masumiyeti
ortaya çıkmıştır. Her iki hamlesinden umduğu sonucu elde edemeyince ve Resulüllah’ın her
geçen gün daha da güçlendiğini görünce, stratejisini yenileyen İbn Ubey adeta en sadık
dostu gibi davranmaya çalışmış, ancak samimiyetsizliği bir kez daha deşifre olmuştur.
Nitekim Tebûk seferine katılmak için hummalı bir hazırlığa girişmiş, ancak Resulüllah yola
çıkacağı zaman yine ipi kırıp gemiyi ilk terk edenlerden olmuştur, dahası kendisi gitmediği
gibi gidenlerin aklını çelmeye çalışmıştır.

İbn Ubey’den sunduğumuz kesitler bu kadarla sınırlı değildir, ancak verilen örnekler çıkar
odaklı insan tipi ve dahi samimiyetsiz Müslüman(!) portresinin tipik örneğini anlatmak için
sanırım kâfidir. Tekrar hatırlatalım ki, İbn Ubey müşrik değil Müslüman’dı, ancak
samimiyetsiz Müslüman’dı. Oysa Müslüman’ın en önemli vasfı güvenilir olmasıdır.
Tanıdıkları, yakınları veya dostları onun elinden, dilinden, söz ve tavırlarından emin olan
kişidir. Dikkat edilirse Kur’an sık sık samimiyete vurgu yapar ve Resulüllah’ın etrafındaki
samimi dostları ile samimiyetsizler (münafıklar) arasında kıyas yaparak müminlere mesajını
aktarır.

Ne yazık ki, günümüzde de mümin veya Müslümanların en temel problemlerinden birisi
güven bunalımı ve çıkar odaklı tutumlarıdır. Diğer bir deyişle samimiyetsiz kişilik
sergilemeleridir. Her ne kadar müminin güvenilirliğine atıfla “Müslümanın sözü senettir”
anlayışı bizim geleneğimizin/inancımızın en önemli yapı taşlarından birisi olsa da, maalesef
bu söz adeta nostaljik bir hatıraya dönüştürülmüştür. Şartlara göre anında saf değiştiren,
yalan söyleyen, güven vermeyen, kumpas kuran, dedikodu üreten, çıkarı için her türlü
standartsızlığı/dalkavukluğu sergileyen, sadık dost/sırdaş gibi gözüken, ama arkadan kuyu
kazıyan, sürekli gizli gündemi olan bu Müslüman(!) tipi, hiç kuşku yok ki, toplumun yanı sıra
idarecilerin veya mesul kişilerin de en tehlikeli ve en yakın düşmanlarıdır. Zira Kur’an onları
bu şekilde tanımlar. Unutmamak gerekir ki, gemi su almaya başlayınca kaptanı ilk terk
edecek olan yine bu tiplerdir, tıpkı İbn Ubey gibi.

Rabbim çağın münafıklarından ve İbn Ubey kılıklıların şerrinden muhafaza eylesin.